Malta'da, yolsuzluk ve organize suçları ifşa eden ünlü gazeteci Daphne Caruana Galizia'nın 2017'de arabasına yerleştirilen bombayla öldürülmesine azmettirdiği iddia edilen iş insanı Yorgen Fenech'in davasında jüri kararını bu hafta açıklaması bekleniyor. Başkent Valletta'daki mahkemede başkan yargıç Edwina Grima dün savunmayı özetledi ve jüriyi karar için geri çekti. 55 yaşındaki Fenech, suçlamaları reddediyor.
Dava Süreci ve İddialar
Daphne Caruana Galizia, 16 Ekim 2017'de evinin yakınında arabasına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Gazeteci, Malta'nın en üst düzey isimlerini yolsuzluk ve kara para aklamayla ilişkilendiren haberleriyle tanınıyordu. Ölümünden kısa bir süre sonra, Panama Belgeleri'nde adı geçen ve Electrogas enerji şirketinin ortağı olan Yorgen Fenech, şubat 2019'da gözaltına alındı.
Savcılık, Fenech'in cinayeti, dönemin başbakanı Joseph Muscat'ın eski danışmanı Keith Schembri ile birlikte planladığını öne sürüyor. Schembri hakkında da soruşturma devam ediyor ancak şu ana kadar herhangi bir suçlama yöneltilmedi. Fenech, ifadesinde Schembri'yi suçlamış, ancak mahkemede bu iddiaları kanıtlayamadı. Mahkeme sürecinde tanık olarak dinlenen aracılık yapan kişiler ve patlayıcıyı temin edenler hakkında da ayrı davalar sürüyor.
Dava, Malta'nın yargı bağımsızlığı ve basın özgürlüğü açısından büyük önem taşıyor. Avrupa Parlamentosu ve uluslararası basın örgütleri, sürecin yakından izlenmesi çağrısı yapıyor. Caruana Galizia'nın ailesi ise adaletin yerini bulması için yıllardır mücadele ediyor; annesi ve oğulları, davanın sonucunu beklerken 'adaletin tecelli edeceğine' dair umutlu olduklarını ancak sürecin uzunluğuna da dikkat çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, sadece Malta'nın iç meselesi olmaktan çıkmış, Avrupa Birliği'nin hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele politikalarının bir testine dönüşmüştür. AB Komisyonu, Malta hükümetine defalarca yargı reformu ve basın özgürlüğünün güçlendirilmesi yönünde baskı yapmıştı. Caruana Galizia'nın öldürülmesi, araştırmacı gazetecilerin karşılaştığı riskleri bir kez daha gündeme getirmiş, 'Gazetecilik bir suç değildir' sloganıyla uluslararası dayanışma kampanyaları düzenlenmesine yol açmıştır.
Kararın açıklanmasının ardından, Malta'da siyasi istikrarın etkilenmesi bekleniyor. Muhalefet, hükümetin yolsuzluk dosyalarını kapatmaya çalıştığını iddia ederken, iktidar partisi ise sürecin adil işlediğini savunuyor. Bu davanın sonucu, ülkedeki yargıya güveni ve AB'nin Yunanistan'dan Macaristan'a uzanan hukuk devleti karnesinde Malta'nın notunu da belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu dava, Türkiye'deki gazetecilik ve yargı bağımsızlığı tartışmalarına ışık tutacak nitelikte. Avrupa Birliği üyesi bir ülkede bir gazetecinin öldürülmesi ve yargı sürecinin bu denli yakından izlenmesi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde sık sık gündeme gelen 'hukukun üstünlüğü' ve 'ifade özgürlüğü' konularındaki hassasiyeti artırabilir. Türkiye'de de faili meçul gazeteci cinayetleri geçmişte yaşanmış; bu tür davaların sonuçları, uluslararası kamuoyunda ülke itibarını etkileyen unsurlar arasında yer almıştır. Kararın, Malta'daki yargı sürecinin şeffaflığı bağlamında, benzer davalara örnek teşkil etmesi muhtemeldir.