Malezya Kadın, Aile ve Toplum Kalkınması Bakan Yardımcısı Lim Hui Ying, Perşembe günü yaptığı açıklamada, aile içi şiddetin hiçbir belirtisinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak ailelere, arkadaşlara ve komşulara mağdurları yargılamadan yardım eli uzatma çağrısı yaptı. Lim'in bu açıklaması, Malezyalı bir annenin Avustralya'da aile içi şiddet sonucu hayatını kaybetmesinin ardından geldi. Olay, her iki ülkede de kadına yönelik şiddet ve mağdurların damgalanması konusunu yeniden gündeme taşıdı.
Olayın arka planı ve yetkililerin tepkisi
Malezyalı anne, Avustralya'da aile içi şiddet mağduru olarak hayatını kaybetti. Olayın ardından Malezya'da kadın hakları örgütleri ve yetkililer, aile içi şiddetin önlenmesi için toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini belirtti. Bakan Yardımcısı Lim Hui Ying, yaptığı yazılı açıklamada, aile içi şiddet vakalarında çevrenin sessiz kalmaması gerektiğini, ancak müdahalenin de hassas bir şekilde yapılması gerektiğini söyledi. Lim, "Aile içi şiddetin herhangi bir belirtisi asla hafife alınmamalıdır. Aileler, arkadaşlar ve komşular, mağdurları yargılamadan destek olmalı ve yardım etmek için harekete geçmelidir" dedi. Lim, desteğin dikkatli bir şekilde verilmesi gerektiğini ve mağdurun güvenliğinin öncelikli olduğunu vurguladı. Malezya'da aile içi şiddet, uzun yıllardır tartışılan ancak yeterince önlem alınmayan bir sorun olarak biliniyor. Kadın hakları savunucuları, pandemi döneminde artan vakalara dikkat çekerek, yasal düzenlemelerin yetersiz olduğunu ve mağdurların korunması için daha fazla sığınağa ve psikolojik desteğe ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor. Malezya'da 1994 yılında yürürlüğe giren Aile İçi Şiddet Yasası bulunuyor, ancak uygulamada sorunlar yaşandığı belirtiliyor.
Avustralya'da ise aile içi şiddet, son yıllarda artan bir endişe kaynağı. Ülkede her yıl onlarca kadın aile içi şiddet sonucu hayatını kaybediyor. Avustralya hükümeti, 2022'de aile içi şiddetle mücadele için 2,3 milyar dolarlık bir fon ayırmıştı. Ancak uzmanlar, özellikle göçmen topluluklarında dil engeli, kültürel faktörler ve yasal statü korkusu nedeniyle mağdurların yardım almakta zorlandığını belirtiyor. Malezyalı annenin ölümü, göçmen kadınların karşılaştığı bu tür zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Aile içi şiddet, sadece Malezya ve Avustralya'nın değil, tüm dünyanın ortak sorunu. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Asya-Pasifik bölgesinde ise bu oran daha da yüksek. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi, göçmen kadınların hem ev sahibi ülkede hem de kendi topluluklarında çifte ayrımcılıkla karşılaştığını vurguluyor. Malezya'da kadın hakları örgütleri, hükümetin aile içi şiddet konusunda daha etkin politikalar geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Özellikle yurt dışında yaşayan Malezyalı kadınların korunması için diplomatik kanalların güçlendirilmesi ve konsoloslukların bu tür vakalarda daha aktif rol alması öneriliyor. Avustralya'da ise Malezyalı topluluk, olayın ardından bir araya gelerek farkındalık kampanyaları başlatmayı planlıyor. Uzmanlar, aile içi şiddetin önlenmesi için eğitim, yasal koruma ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor. Malezya'da son yıllarda kadın hakları konusunda bazı ilerlemeler kaydedilse de, özellikle kırsal kesimlerde geleneksel normlar ve damgalama nedeniyle mağdurların sesini çıkarması zorlaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Malezyalı bir annenin Avustralya'da aile içi şiddet sonucu hayatını kaybetmesi, Türkiye'de de yakından takip edilen bir konu. Türkiye'de kadına yönelik şiddet, son yıllarda artan vakalarla gündemde. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası tartışmalar devam ediyor. Bu olay, göçmen kadınların yurt dışında karşılaştığı zorlukları ve aile içi şiddetin evrensel boyutunu gösteriyor. Türkiye, kendi iç hukukunda 6284 sayılı Kanun ile koruma sağlasa da uygulamada sorunlar yaşanıyor. Olay, Türkiye'nin de aile içi şiddetle mücadelede daha etkin politikalar geliştirmesi ve mağdurlara yönelik damgalamayı önlemesi gerektiğini hatırlatıyor. Ayrıca, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının benzer durumlarda konsolosluk desteğine erişimi konusunda farkındalık yaratabilir.