İran'da 2022 yılında polis gözaltısında hayatını kaybeden Mahsa Amini'nin ölümünün dördüncü yılında, uluslararası insan hakları örgütleri Tahran yönetiminin protestolara yönelik baskıcı tutumunun devam ettiğini açıkladı. İnsan hakları grupları, 2022 protestolarının şiddetle bastırılmasını yöneten isimlerin hâlâ İran'ın güvenlik aygıtını kontrol ettiğini belirtti. Amini'nin memleketi olan Kürdistan bölgesinde Kürt işletmeleri kepenk kapatırken, Birleşmiş Milletler Özel Raportörü, dört yıllık devlet şiddetinin direnişi söndürmeye yetmediğini vurguladı.
Protestoların arka planı ve dört yıllık bilanço
22 yaşındaki Mahsa Amini, Eylül 2022'de başkent Tahran'da 'ahlak polisi' olarak bilinen İrşad devriyeleri tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmişti. Amini'nin ölümü, ülke genelinde 'Kadın, Yaşam, Özgürlük' sloganıyla yayılan kitlesel protestolara yol açtı. Gösteriler kısa sürede rejim karşıtı bir nitelik kazanarak İran'ın dört bir yanına yayıldı. Tahran yönetimi protestoları sert bir şekilde bastırdı; insan hakları örgütlerinin verilerine göre yüzlerce kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi gözaltına alındı ve birçok kişi idam edildi.
Aradan geçen dört yılda, protestoları organize eden sivil toplum kuruluşları ve aktivistler ağır baskı altında tutulmaya devam ediyor. İnsan hakları grupları, gösterileri bastıran güvenlik birimlerinin başındaki isimlerin önemli bir kısmının hâlâ görevde olduğunu ve İran'ın istihbarat, polis ve Devrim Muhafızları gibi kilit kurumlarını yönettiğini ifade ediyor. Bu durum, Tahran'ın insan hakları ihlallerine yönelik herhangi bir hesap verebilirlik mekanizmasına yanaşmadığını gösteriyor.
Amini'nin memleketi olan batıdaki Kürdistan eyaletinde ise ekonomik ve sosyal hayat üzerindeki baskı somut biçimde hissediliyor. Bölgede faaliyet gösteren Kürt işletmelerinin önemli bir kısmı, artan denetimler, keyfi kapatmalar ve ekonomik zorluklar nedeniyle kepenk indirmiş durumda. Yerel kaynaklar, özellikle protestolara katıldığı düşünülen ailelere yönelik sistematik yıldırma politikalarının sürdüğünü aktarıyor. Birleşmiş Milletler Özel Raportörü'nün son raporunda, dört yıllık devlet şiddetinin İran halkının direnişini ortadan kaldıramadığı, aksine baskının toplumsal muhalefeti daha da derinleştirdiği belirtildi. Raporda, cezasızlık kültürünün kurumsallaştığı ve uluslararası toplumun etkili adımlar atmaktan uzak kaldığı eleştirisi yer aldı.
Uluslararası tepkiler ve bölgesel boyut
İran'daki insan hakları ihlalleri, Batı başkentlerinde düzenli olarak gündeme gelmesine rağmen, Tahran'a yönelik yaptırımların caydırıcılığı sınırlı kaldı. Avrupa Birliği ve ABD, protestoların bastırılmasında rolü olan yetkililere yönelik yaptırım listelerini genişletse de, İran nükleer programı ve bölgesel politikaları nedeniyle uluslararası sistemde önemli bir aktör olmayı sürdürüyor. Bu durum, insan hakları dosyasının jeopolitik çıkarların gölgesinde kalmasına neden oluyor.
Kürt meselesi ise İran'ın komşularıyla ilişkilerinde hassas bir başlık olmayı sürdürüyor. Kürdistan bölgesindeki baskı politikaları, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ve Türkiye gibi aktörler tarafından da yakından izleniyor. Tahran, bölgedeki Kürt grupları 'ayrılıkçı' olmakla suçlayarak sert güvenlik önlemleri alırken, bu politikaların sınır ötesi etkileri zaman zaman komşu ülkelerle gerilimlere yol açabiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki dört yıllık baskı süreci, Türkiye açısından hem güvenlik hem de dış politika boyutunda yakından takip edilmesi gereken bir gelişme. Komşu ülkedeki istikrarsızlık ve insan hakları ihlalleri, sınır güvenliği, göç hareketleri ve bölgesel dengeler üzerinde doğrudan etkili. Kürdistan bölgesindeki baskı, Türkiye'nin PKK ile mücadelesinde kullandığı istihbarat ve diplomasi kanallarını etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, İran ile ticari ve enerji bağlarını sürdürürken, Batı'nın insan hakları temelli yaptırımlarına mesafeli duruşunu koruyor. Uzun vadede İran'daki toplumsal muhalefetin seyri, Türkiye'nin bölgesel stratejilerini şekillendirecek unsurlar arasında yer alıyor.