Brüksel'de gece geç saatlere kadar süren AB zirvesinde, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakan adayı Friedrich Merz, Avrupa Birliği'nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile diyalog konusundaki tutumuna sert eleştiriler yöneltti. Zirvede, Ukrayna savaşının sonlandırılmasına yönelik olası müzakerelerin zamanlaması, yöntemi ve kimler tarafından yürütüleceği konularında üye ülkeler arasında belirgin ayrışmalar ortaya çıktı. Macron ve Merz, Rusya'yla görüşmelerin ancak Kiev'in güçlü bir konumda olması ve Batı'nın ortak bir strateji belirlemesinin ardından başlatılması gerektiğini savundu. Buna karşılık, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán ve Slovakya Başbakanı Robert Fico, acil ateşkes çağrıları yaparak AB'nin daha hızlı hareket etmesi gerektiğini dile getirdi.
Gelişmenin arka planı
AB liderlerinin gece yarısına sarkan bu kritik toplantısı, Ukrayna savaşının üçüncü yılına yaklaşılırken Avrupa'nın Rusya'ya karşı izleyeceği yol haritasını belirleme çabasının bir parçası olarak öne çıkıyor. Toplantıda, Macron ve Merz'in öncülüğündeki bir grup ülke, Putin'le herhangi bir müzakereye başlamadan önce Ukrayna'ya askeri ve mali desteğin artırılması gerektiğini vurguladı. Fransa Cumhurbaşkanı, "Putin'le konuşmadan önce masaya güçlü bir el ile oturmalıyız. Ukrayna'nın direncini kırmak istiyor, bu yüzden önce onu desteklemeliyiz" ifadelerini kullandı. Merz ise Rusya'nın mevcut askeri başarılarından cesaret alarak daha fazla taviz koparmaya çalışacağını belirterek, "Aceleci bir diyalog, Putin'in elini güçlendirir" uyarısında bulundu. Macaristan ve Slovakya ise savaşın Avrupa ekonomisine verdiği zararlara dikkat çekerek, derhal ateşkes sağlanması ve müzakerelere başlanması çağrısı yaptı. Orbán, "Her geçen gün Avrupa daha fazla kaybediyor. Barış için somut adımlar atmalıyız" dedi. Bu görüş ayrılığı, AB'nin ortak dış politika oluşturma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getirdi.
Bölgesel ve küresel boyut
Zirvede yaşanan bu bölünme, sadece AB içindeki farklı ulusal çıkarları yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda transatlantik ilişkilerde de yeni bir sınav anlamına geliyor. ABD'nin Ukrayna'ya desteği sürerken, Avrupa'nın kendi içindeki bu çatlak, Washington'un da endişeyle izlediği bir gelişme olarak değerlendiriliyor. NATO'nun Doğu kanadındaki ülkeler, Rusya'ya karşı daha sert bir tutum beklerken, Fransa ve Almanya'nın liderliğindeki ılımlı kanat, diplomasiye alan açılması gerektiğini ancak bunun Ukrayna'nın lehine bir denklemle mümkün olduğunu savunuyor. Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi küresel aktörlerin arabuluculuk girişimleri de göz önüne alındığında, AB'nin bu konudaki tutumu uluslararası dengeleri de etkileyebilir. Eğer AB, Putin'le müzakereler konusunda net bir pozisyon alamazsa, Rusya'nın savaşı uzatma ve Batı'yı bölme stratejisinin başarılı olma ihtimali artacaktır. Uzmanlar, bu zirvenin AB'nin dış politika kararlılığı için bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin Rusya ile müzakere konusundaki bu bölünmüşlüğü, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Ankara, savaşın başından beri hem Kiev hem de Moskova'yla diyalog kanallarını açık tutarak arabulucu rolü üstlenmeye çalışıyor. AB'nin ortak bir tutum belirleyememesi, Türkiye'nin bu alandaki hareket alanını genişletebilir ve Ankara'yı daha önemli bir müzakere aktörü haline getirebilir. Ancak, Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerin ateşkes çağrılarıyla örtüşen bir Türk pozisyonu, özellikle Polonya ve Baltık ülkeleriyle ilişkileri germe riski taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Karadeniz tahıl koridoru gibi girişimlerde oynadığı kilit rol, AB'nin bölünmüşlüğü nedeniyle daha da kritik hale gelebilir. Özetle, bu gelişme Türkiye'nin Ukrayna savaşında denge politikasını sürdürebilmesi için yeni diplomatik fırsatlar sunarken, aynı zamanda Batı bloku içindeki konumunu dikkatli yönetmesini gerektiriyor.