Macaristan Ulusal Meclisi, yolsuzluk ve otoriterleşme suçlamalarıyla sarsılan ülkede tarihi bir karara imza atarak Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok'u görevden aldı. Muhalefet lideri ve eski Başbakan Yardımcısı Péter Magyar, meclis kürsüsünden yaptığı konuşmada Sulyok'u 'eski rejimin kuklası' olarak nitelendirdi ve illiberal yönetimin simgesi haline gelen cumhurbaşkanının istifasını talep etti. Oylamada 199 milletvekilinin 'evet' oyuyla kabul edilen azil kararı, ülkede son yıllarda yaşanan en büyük siyasi deprem olarak değerlendiriliyor. Sulyok'un görevden alınması, Başbakan Viktor Orbán'ın 2010'dan bu yana süren iktidarının en ciddi sarsıntısı olarak kayıtlara geçti.
Siyasi krizin arka planı: Orbán'ın gölgesinde bir cumhurbaşkanı
Tamás Sulyok, 2024 yılında göreve geldiğinde, Orbán'ın Anayasa Mahkemesi eski başkanı olarak biliniyordu. Muhalefet, Sulyok'un tarafsız bir cumhurbaşkanı olmaktan çok, Orbán'ın yürütme yetkilerini meşrulaştıran bir figür olduğunu savunuyordu. Magyar, meclis konuşmasında Sulyok'u 'demokrasinin ilkelerini ayaklar altına almakla' suçladı ve 'Orbán'ın her emrine boyun eğen bir kukla' olduğunu söyledi. Azil süreci, Magyar'ın başını çektiği muhalefet ittifakının, Sulyok'un yolsuzluk skandallarına karıştığı iddialarını gündeme getirmesiyle hızlandı. Özellikle, cumhurbaşkanının göreve gelmeden önce başkanlığını yaptığı Anayasa Mahkemesi'nin, Orbán hükümetini rahatsız eden davalarda kararları geciktirdiği iddiaları tartışma yarattı. Orbán'ın partisi Fidesz ise azil kararını 'demokrasiye darbe' olarak nitelendirirken, Avrupa Birliği'nden Macaristan'a yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde bu hamlenin ülkeyi daha da istikrarsızlaştırabileceği endişesi dile getiriliyor.
Azil kararının ardından Sulyok, görevden ayrılırken yaptığı kısa açıklamada 'Bu karar, Macaristan'ın demokratik geleceği için bir kara lekedir' ifadelerini kullanarak muhalefeti 'rejim değişikliği peşinde koşmakla' suçladı. Başbakan Orbán ise henüz resmi bir açıklama yapmazken, Fidesz milletvekillerinin meclisi terk ettiği görüldü. Siyasi analistlere göre bu gelişme, Macaristan'da 2026'da yapılması planlanan genel seçimler öncesinde muhalefetin elini güçlendirirken, Orbán'ın otoriter yönetimine karşı direnişin sembolü haline geldi.
Bölgesel ve küresel boyut: AB ile ilişkilerde yeni dönem
Sulyok'un görevden alınması, yalnızca Macaristan iç siyasetini değil, aynı zamanda Avrupa Birliği ile ilişkileri de yakından ilgilendiriyor. Brüksel, Orbán hükümetini hukukun üstünlüğü ilkelerini ihlal ettiği gerekçesiyle sık sık eleştiriyor ve Macaristan'a ayrılan fonların bir kısmını bloke etmişti. Muhalefetin bu hamlesi, AB'de Macaristan'a yönelik yaptırımların yeniden değerlendirilmesine yol açabilir. Özellikle AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in, 'Macaristan demokrasisinin yeniden inşası' konusundaki çağrılarına kulak veren muhalefet, Sulyok'un gitmesiyle birlikte yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğü konularında reform sözü veriyor. Öte yandan Rusya-Ukrayna savaşında Macaristan'ın takındığı tartışmalı pozisyon, bu ülkenin NATO içindeki rolünü de sorgulatıyor. Sulyok'un görevden alınması, Batı yanlısı muhalefetin yükselişi olarak yorumlanırsa, Macaristan'ın Avrupa-Atlantik entegrasyonu yeniden güçlenebilir. Ancak bu süreçte Orbán'ın direnişi ve Fidesz'in meclis çoğunluğunu koruması, siyasi belirsizliğin süreceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Macaristan'daki bu siyasi kriz, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde dolaylı bir etki yaratabilir. Orbán hükümeti, Türkiye'nin AB üyelik sürecine verdiği destek ve Kıbrıs konusundaki tutumu nedeniyle Ankara ile yakın ilişkiler kurmuştu. Ancak Batı yanlısı bir Macaristan yönetimi, Türkiye'nin AB ile müzakerelerinde daha eleştirel bir pozisyon alabilir. Ayrıca Macaristan, Türkiye'nin enerji alanında Rusya'ya bağımlılığını azaltma çabalarında önemli bir yatırım hedefiydi; siyasi istikrarsızlık bu yatırımları olumsuz etkileyebilir. Türk dış politikası açısından, Macaristan'daki demokratikleşme süreci, AB'nin genişleme politikasını yeniden canlandırabilir ve bu durum Türkiye'nin üyelik müzakerelerine de doğrudan yansıyabilir. Krizin bölgesel etkileri ise sınırlı kalmakla birlikte, Batı Balkanlar'daki AB üyeliği hedefleyen ülkeler için Macaristan modeli önemini koruyor.