Küresel topluluk, iklim değişikliği, çatışmalar ve ekonomik eşitsizlikler nedeniyle milyonlarca insanın yerinden edildiği bir insani krizle boğuşurken, Avustralya hükümeti mülteci kabulünü azaltmayı tartışıyor. Bu öneri, uzmanlar tarafından "zalim popülizm" olarak nitelendiriliyor ve ülkenin dünyaya sırtını dönemeyeceği gerçeğini göz ardı ediyor. Muhalefet partileri ve insan hakları örgütleri, bu adımın hem uluslararası hukuka aykırı olduğunu hem de ülkenin itibarına zarar vereceğini belirtiyor. Avustralya, tarihsel olarak göçmen bir ülke olmasına rağmen, son on yılda mülteci politikalarını giderek sertleştirdi. Bu yeni kesinti önerisi ise, ülkenin iç siyasetteki çekişmelerin bir yansıması olarak görülüyor.
Gelişmenin Arka Planı
Avustralya hükümeti, bütçe açığını kapatma ve sosyal hizmetlere olan yükü azaltma gerekçesiyle mülteci kontenjanını düşürmeyi planlıyor. Ancak eleştirmenler, bu adımın sembolik bir tasarruf sağlayacağını, asıl amacın ise seçmen tabanını memnun etmek olduğunu savunuyor. Ülke, son yıllarda Özellikle Pasifik Adaları'ndaki gözaltı merkezleri politikasıyla uluslararası kamuoyunun tepkisini çekmişti. Bu merkezlerdeki koşulların insan hakları ihlalleri oluşturduğu yönünde raporlar yayımlanmıştı. Şimdi ise, yasal yollarla gelen mülteci sayısını da kısarak tamamen kapalı bir göç politikası izlenmek isteniyor.
Başbakan Scott Morrison hükümeti, koronavirüs pandemisi sonrası ekonomik toparlanma ve sınır güvenliğini öne sürüyor. Fakat göçmen hakları savunucuları, salgının dünya genelinde göçmenleri daha savunmasız hale getirdiğini ve bu nedenle ülkelerin daha açık olması gerektiğini vurguluyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, şu anda dünya genelinde yaklaşık 80 milyon insan zorla yerinden edilmiş durumda ve bu sayı her geçen yıl artıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avustralya’nın bu politikası, yalnızca kendi sınırları içinde değil, Asya-Pasifik bölgesinde de yankı buluyor. Komşu ülkeler Endonezya ve Malezya, halihazırda çok sayıda mülteciye ev sahipliği yaparken, Avustralya’nın tutumu bölgesel yük paylaşımını olumsuz etkiliyor. Öte yandan, Avustralya’nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük göç dalgasına sahne olduğu hatırlatılıyor; ancak bu göçün çoğunluğu nitelikli işgücü göçü, mülteci kabulü değil. Bu durum, hükümetin seçici bir göç politikası izlediği eleştirilerini güçlendiriyor.
Küresel ölçekte ise, zengin ülkelerin mülteci kotalarını artırması yönünde çağrılar yapılırken, Avustralya’nın tam tersi bir yöne gitmesi, uluslararası dayanışma ilkelerine aykırı bulunuyor. Özellikle Suriye, Afganistan ve Myanmar gibi ülkelerden gelen mültecilerin durumu, bu kararın insani boyutunu öne çıkarıyor. Avustralya hükümeti, güvenlik endişelerini gerekçe gösterse de, uzmanlar bunun gerçekçi olmadığını, asıl meselenin siyasi kazanç olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke olarak yaklaşık 3.7 milyon Suriyeliye kapılarını açmış durumda. Avustralya’nın mülteci kabulünü azaltma kararı, uluslararası yük paylaşımının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye, bu konuda yıllardır Batılı ülkelerden daha fazla destek beklerken, bu tür kararlar insani diplomasiyi zayıflatıyor. Ayrıca, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yaptığı mülteci anlaşması benzeri mekanizmaların, bu tür ulusal çıkarlara dayalı politikalar nedeniyle sekteye uğrayabileceği endişesi doğuyor. Bu gelişme, göç yönetiminin küresel işbirliği gerektirdiğini ve tek taraflı kararların bölgesel istikrarsızlığı artırabileceğini gösteriyor.