Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın uzun süredir eleştirilen yönetimine karşı muhalefetten sert bir hamle geldi. Ülkenin önde gelen muhalefet lideri, Orban'ın iktidarını bir 'mafya' olarak nitelendirerek, ülkeyi bu yapıdan kurtarmak için kapsamlı bir reform paketi sundu. Öneriler arasında yeni bir anayasa hazırlanması, bağımsız bir yolsuzlukla mücadele ofisi kurulması ve Cumhurbaşkanı Katalin Novak'ın görevden alınması yer alıyor. Hareket, ülkedeki demokratik kurumların zayıfladığı ve yargı bağımsızlığının tehdit altında olduğu bir dönemde geldi. Muhalefet, Orban'ın son 13 yıllık iktidarında medya, yargı ve sivil toplum üzerindeki kontrolünü artırdığını, AB fonlarının yanlış kullanıldığını iddia ediyor.
Gelişmenin arka planı
Macaristan, 2010'dan bu yana Viktor Orban liderliğindeki Fidesz partisi tarafından yönetiliyor. Orban, 'illiberal demokrasi' olarak tanımladığı bir model benimseyerek anayasayı değiştirmiş, yüksek mahkemenin yetkilerini kısıtlamış ve medyayı kontrol altına almıştı. Bu politikalar, Avrupa Birliği ile sık sık gerilime neden oldu. AB, Macaristan'a hukukun üstünlüğü ihlalleri nedeniyle milyarlarca avro fonu bloke etti. Orban hükümeti ayrıca Rusya'ya yakın duruşuyla da eleştirilmiş, Ukrayna savaşında Moskova'yı kınayan AB yaptırımlarını veto ederek veya sulandırarak tepki çekmişti. Muhalefetin son hamlesi, Orban'a karşı birleşme çabalarının bir parçası olarak görülüyor. Ancak Orban'ın partisi anketlerde hâlâ güçlü ve medya kontrolü nedeniyle muhalefet sesini duyurmakta zorlanıyor. Önerilen anayasa değişikliği, yürütmenin yetkilerini sınırlamayı, yargı bağımsızlığını güvence altına almayı ve kuvvetler ayrılığını yeniden tesis etmeyi hedefliyor. Yolsuzlukla mücadele ofisi, AB fonlarının şeffaf kullanımını denetleyecek ve yüksek profilli yolsuzluk soruşturmalarını bağımsız olarak yürütecek. Cumhurbaşkanı Novak'ın görevden alınması çağrısı ise, onun Orban'ın politikalarına sessiz kalması ve bir çocuk cinsel istismarı affı skandalına karışmasına dayanıyor.
Muhalefet lideri, 'Macaristan'ı karanlıktan kurtarmak için harekete geçiyoruz' diyerek, vatandaşları protestolara ve sivil itaatsizlik eylemlerine katılmaya çağırdı. Ancak Orban hükümeti, önerileri 'ülkeyi istikrarsızlaştırma girişimi' olarak nitelendirerek reddetti. Hükümet sözcüsü, muhalefetin seçim yenilgisini hazmedemediğini ve demokratik süreci sabote etmeye çalıştığını iddia etti. Mevcut anayasa, yeni bir anayasanın kabulü için üçte iki çoğunluk gerektirdiğinden, muhalefetin önerilerinin parlamentodan geçmesi son derece zor görünüyor. Ayrıca Cumhurbaşkanı'nın görevden alınması için de aynı oran gerekiyor. Bu nedenle muhalefet, sokak hareketleri ve AB baskısıyla hükümeti seçime zorlamayı umuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Macaristan'daki bu gelişmeler, Avrupa Birliği'nin hukukun üstünlüğü konusundaki tutumuyla yakından ilişkili. AB, Polonya ve Macaristan'daki demokratik gerilemeye karşı harekete geçmiş, fonları bloke etme ve yaptırım mekanizmalarını devreye sokma kararı almıştı. Macaristan muhalefetinin reform çağrıları, AB'nin bu ülkelerdeki demokrasi mücadelesine verdiği desteğin bir yansıması olarak da okunabilir. Orban, Visegrad Grubu'ndaki müttefikleri sayesinde AB içinde bir denge unsuru oluşturmayı başarmıştı. Ancak Polonya'da seçimleri kazanan Donald Tusk hükümetinin hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme çabaları, Orban'ı daha da yalnızlaştırdı. Macaristan, Rusya'ya uygulanan yaptırımları sürekli olarak sorgulamış, enerji bağımlılığı nedeniyle Moskova ile ilişkilerini sıcak tutmayı tercih etmişti. Bu durum, AB'nin ortak dış politikasını zayıflatırken, Macaristan'ı bir 'Troya atı' olarak eleştirilmesine neden oldu.
Küresel ölçekte, Macaristan'daki demokratik gerileme, otoriter popülizmin yükselişinin bir örneği olarak görülüyor. Orban, Brezilya, Hindistan ve ABD'deki sağcı liderlerle yakın ilişkiler kurarak uluslararası bir ağ oluşturmuştu. Muhalefetin başarısız olması, bu tür yönetim modellerinin meşruiyetini güçlendirebilir. Öte yandan, başarılı bir reform süreci, Doğu Avrupa'da demokrasinin yeniden canlanmasına ilham verebilir. AB'nin Macaristan'daki duruşu, birliğin geleceği açısından da kritik: Eğer üye ülkelerde demokrasi ve hukukun üstünlüğü sağlanamazsa, AB'nin temel değerleri sorgulanır hale gelecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Macaristan'daki gelişmelerin Türkiye ile doğrudan bir bağlantısı bulunmamakla birlikte, bölgesel ve küresel etkileri açısından değerlendirilebilir. Türkiye, AB ile ilişkilerinde sık sık hukukun üstünlüğü ve demokrasi konularında eleştirilere maruz kalıyor. Orban modeli, Türkiye'deki bazı çevreler tarafından 'güçlü liderlik' olarak takdir edilse de, AB ile uyum sürecinde demokratik standartların önemi ortada. Macaristan'da yaşanacak olası bir demokratik dönüşüm, Türkiye'ye de AB üyeliği yolunda bir referans olabilir. Ayrıca Türkiye, Macaristan'la enerji ve ticaret alanlarında işbirliği yapıyor; Orban'ın Rusya yanlısı duruşu, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefleriyle uyumlu değil. Sonuç olarak, Macaristan'daki iç siyasi denklem, Türkiye'nin Avrupa ile ilişkilerinde bir izlek sunması açısından takip edilmelidir.