Londra'nın merkezinde, özellikle West End bölgesinde, bu yıl Noel alışveriş sezonu öncesinde Metropolitan Polisi'nin canlı yüz tanıma (LFR) teknolojisini daha yoğun kullanacağı açıklandı. Polis, suçluları yakalamak ve kayıp kişileri bulmak amacıyla kameralarla yüzleri anlık olarak tarayacak. Ancak sivil özgürlükler savunucuları, uygulamanın on binlerce masum insanı dijital bir polis teşhis hattına zorladığını belirterek tepki gösteriyor. Teknoloji, 2025 yılında başkentin altı farklı bölgesinde daha kullanıma sunulacak.
Teknolojinin Arka Planı ve Kapsamı
Metropolitan Polisi, canlı yüz tanımayı ilk kez 2020 yılında denemişti. Sistem, halka açık alanlardaki güvenlik kameralarına entegre edilerek, suç kaydı bulunan kişilerin yüzlerini anlık olarak bir veri tabanıyla karşılaştırıyor. Eşleşme durumunda polis merkezine uyarı gidiyor. Polis yetkilileri, bu teknolojinin ciddi suçları önlemede ve faili meçhul olayları çözmede etkili olduğunu savunuyor. Örneğin, 2023 verilerine göre sistem sayesinde 10 cinayet şüphelisi yakalanmış. Ancak hata oranları da dikkat çekiyor: Yapılan bağımsız testlerde siyahi ve kadın yüzlerinde yanlış eşleşme oranlarının daha yüksek olduğu görülmüş.
Genişleme planları arasında, Covent Garden, Leicester Square ve Piccadilly Circus gibi yoğun yaya trafiğine sahip bölgeler var. Polis, uygulamanın şeffaflığına vurgu yaparak kameraların yerlerini ve çalışma saatlerini önceden duyuracağını belirtiyor. Buna rağmen, sivil toplum kuruluşu Liberty, “toplumu bir deney alanına dönüştürmekle” suçlayarak yasal itirazda bulunacaklarını açıkladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de benzer uygulamaların özel hayata saygı hakkını ihlal edebileceğine dair kararlar almış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Canlı yüz tanıma teknolojisi, Birleşik Krallık dışında Çin, Rusya ve ABD'nin bazı eyaletlerinde de kullanılıyor. Ancak Avrupa'da, özellikle Almanya ve Fransa'da kamuya açık alanlarda bu teknolojinin kullanımına sınırlamalar getirildi. Avrupa Birliği'nin yapay zeka düzenlemesi (AI Act) kapsamında, biyometrik verilerin toplanmasına sıkı kurallar konulması bekleniyor. Bu bağlamda İngiltere'nin AB'den ayrıldıktan sonra kendi yolunu çizmesi, teknoloji şirketleri için farklı bir pazar oluşturuyor. Özellikle Amazon ve Microsoft gibi firmalar, İngiltere'deki uygulamaları referans göstererek diğer ülkelere satış yapmayı hedefliyor. Ancak bu genişleme aynı zamanda etik tartışmaları da alevlendiriyor: Toplum güvenliği karşısında bireysel mahremiyetin ne kadar feda edilebileceği sorusu gündemde kalmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de güvenlik kameraları ve yüz tanıma sistemleri, özellikle kamu binaları ve havalimanlarında kullanılıyor. Met'nin Londra'daki genişleme planı, Türkiye'deki benzer uygulamalar için bir emsal teşkil edebilir. Özellikle İstanbul gibi yoğun nüfuslu kentlerde suçla mücadele amacıyla yüz tanımanın yaygınlaşması gündeme gelebilir. Ancak bu tür sistemlerin hata payları ve ifade özgürlüğüne etkisi, Türkiye'de de tartışılmalıdır. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir ülke olarak, mahremiyet hakkını ihlal edebilecek uygulamalardan kaçınması beklenir. Küresel düzeyde teknoloji devlerinin baskısı altında şekillenen bu politika, Türkiye'nin kendi dijital dönüşüm stratejisini belirlerken referans alması gereken bir örnek.