Kanadalı spor giyim markası Lululemon Athletica Inc. (NASDAQ: LULU), Çin Seddi'nde düzenlediği bir yoga etkinliğinde Japon taiko davulu kullanılması nedeniyle Çin’de sosyal medyada büyük tepki topladı ve ardından resmî bir özür yayımladı. Olay, şirketin en hızlı büyüyen pazarı olan Çin’de karşılaştığı itibar risklerini bir kez daha gözler önüne serdi.
Etkinlik ve tepkiler
Lululemon, 1 Haziran 2024 tarihinde Çin Seddi’nin restore edilmemiş bir bölümünde, aralarında marka elçileri ve influencerlerin de bulunduğu bir grup katılımcıyla bir yoga seansı düzenledi. Etkinliğin görüntüleri, Japon geleneksel taiko davulu eşliğinde yapılan pozları içeriyordu. Kısa süre içinde Çin’in önde gelen sosyal medya platformu Weibo’da #LululemonÇinSeddi etiketiyle binlerce yorum paylaşıldı. Kullanıcılar, Japon kültürüne ait bir enstrümanın Çin’in ulusal sembolü olan Çin Seddi’nde kullanılmasını “kültürel duyarsızlık” ve “tarihî saygısızlık” olarak nitelendirdi. Bazı yorumcular, Japonya’nın Çin’e karşı tarihsel saldırganlığına atıfta bulunarak etkinliği “provokasyon” olarak değerlendirdi. Tepkilerin ardından Lululemon, 4 Haziran’da resmî Weibo hesabından bir özür mesajı yayımladı. Mesajda, “Etkinlikte kullanılan müzik seçiminin yanlış olduğunu kabul ediyor ve bu durumdan dolayı üzgün olduğumuzu ifade ediyoruz. Çin kültürüne ve tarihine saygı duyuyoruz” ifadelerine yer verildi. Şirket, benzer bir hatayı tekrarlamayacağını da taahhüt etti.
Çin pazarı ve tüketici duyarlılığı
Lululemon için Çin, küresel büyüme stratejisinin kilit taşlarından biri. Şirketin 2023 mali yılı raporuna göre, Çin’deki satışlar bir önceki yıla göre yüzde 67 artarak 1 milyar doların üzerine çıktı. Toplam gelirin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan Çin pazarı, markanın Kuzey Amerika dışındaki en büyük pazarı konumunda. Ancak Çin’de tüketici duyarlılığı, özellikle ulusal semboller ve tarihî hassasiyetler konusunda son derece yüksek. Son yıllarda birçok Batılı marka, benzer kültürel gaflar nedeniyle Çin’de boykot kampanyalarıyla karşı karşıya kaldı. Örneğin, 2021’de D&G, bir reklam filminde Çin yemek kültürünü aşağıladığı gerekçesiyle büyük tepki çekmiş ve satışları ciddi şekilde düşmüştü. Lululemon olayı, bu bağlamda şirketin yerel kültürel dinamikleri ne kadar iyi anladığı sorusunu gündeme getiriyor. Markanın küresel pazarlama stratejilerinde yerel danışmanlık hizmetlerine daha fazla yatırım yapması bekleniyor. Analistler, bu tür olayların kısa vadede hisse senedi fiyatlarında dalgalanmaya yol açabileceğini ancak uzun vadede marka sadakatini etkileyebileceğini belirtiyor.
Uluslararası boyut ve tarihî bağlam
Japonya’nın Çin’i işgal dönemi (1937-1945) ve savaş suçları, iki ülke arasındaki ilişkilerde hâlâ hassas bir konu. Çin’de Japon kültürel unsurlarına karşı genel bir düşmanlık olmamakla birlikte, özellikle ulusal anıtlarda Japon sembollerinin kullanılması tarihsel yaraları deşebiliyor. Lululemon’un bu detayı göz ardı etmesi, Çin’deki pazarlama ekibinin yeterli kültürel farkındalığa sahip olmadığı şeklinde yorumlandı. Reuters’ın haberine göre, şirket etkinlik öncesinde herhangi bir yerel uzmana danışmadığını kabul etti. Bu durum, çokuluslu şirketlerin farklı pazarlarda karşılaştığı kültürel adaptasyon zorluklarının tipik bir örneği. Çin Seddi, UNESCO Dünya Mirası listesinde olup Çin ulusal kimliğinin en güçlü sembollerinden biri. Bu nedenle, bu tür bir mekânda yapılacak herhangi bir etkinlik, sıradan bir pazarlama faaliyetinden çok daha fazla dikkat gerektiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, küresel markaların farklı kültürel bağlamlarda karşılaşabileceği itibar risklerini göstermesi açısından önemli. Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı şirketler de benzer şekilde, Türk kültürüne ve tarihî hassasiyetlerine saygı göstermek zorunda. Özellikle Ayasofya, Çanakkale Şehitliği veya Anıtkabir gibi sembolik mekânlarda yapılacak etkinliklerde, yerel tarihî ve kültürel dinamiklerin göz ardı edilmesi ciddi tepkilere yol açabilir. Türkiye’nin jeopolitik konumu nedeniyle, özellikle Yunanistan veya Ermenistan gibi ülkelerle ilgili kültürel unsurların kullanımında dikkatli olunması gerekiyor. Lululemon vakası, Türk tüketici hassasiyetleri konusunda da bir uyarı niteliği taşıyor. Ayrıca, Türkiye’nin Çin ile ilişkileri bağlamında, bu tür olayların Çin’deki tüketici davranışlarına etkisi takip edilmeli; benzer bir durumun Türkiye’de yaşanmaması için şirketlerin yerel danışmanlık hizmetlerine yatırım yapması önerilebilir.