Brezilya'da 2 Ekim'de yapılacak devlet başkanlığı seçimi için resmi kampanya süreci başlarken, eski Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva'nın, mevcut Devlet Başkanı Jair Bolsonaro karşısındaki üstünlüğünün azaldığı ortaya çıktı. Yeni yayımlanan bir ankete göre, Lula hâlâ önde görünse de, iki aday arasındaki fark son haftalarda belirgin şekilde kapandı. Bu durum, Latin Amerika'nın en büyük ekonomisinde seçim yarışının hiç olmadığı kadar çekişmeli geçeceğine işaret ediyor.
Anketin Ayrıntıları ve Siyasi Tablo
Anket, Brasília merkezli araştırma şirketi MDA tarafından 15-17 Ağustos tarihleri arasında yapıldı ve 2.002 kişilik örneklemle gerçekleştirildi. Sonuçlara göre, Lula oyların %44'ünü alırken, Bolsonaro %32'de kaldı. İki aday arasındaki fark, bir önceki ankete kıyasla 5 puan azalarak 12 puana geriledi. Boş oy kullanacaklarını belirtenlerin oranı ise %8 olarak kaydedildi. Anketin hata payı artı/eksi 2,2 puan olarak bildirildi.
Bu düşüşte, Bolsonaro'nun son dönemde uyguladığı sosyal yardım programlarındaki artışların ve ekonomik iyileşme sinyallerinin etkili olduğu yorumları yapılıyor. Özellikle, hükümetin düşük gelirli ailelere yönelik aylık 600 Brezilya reali (yaklaşık 115 ABD doları) tutarındaki 'Auxílio Brasil' ödemelerinin seçim öncesi artırılması, Bolsonaro'nun oy tabanını genişletmesine katkı sağladı. Ayrıca, enflasyonun yavaşlaması ve işsizlik oranlarındaki hafif düşüş de mevcut başkanın elini güçlendirdi.
Lula cephesinde ise, eski başkanın seçim kampanyasının resmi olarak başlamasıyla birlikte, sağlık sorunları ve geçmişteki yolsuzluk suçlamaları yeniden gündeme gelmeye başladı. Lula'nın avukatları, 2018'de mahkumiyetine yol açan 'Lava Jato' (Araba Yıkama) operasyonu kapsamındaki davaların siyasi bir komplo olduğunu savunuyor. Ancak seçmenin bir kısmı, bu iddiaların yeniden tartışılmasının Lula'nın imajını zedeleyebileceğini düşünüyor.
Seçim yarışındaki diğer adaylar arasında, merkez sağdan Simone Tebet ve işçi partisinden Ciro Gomes bulunuyor. Ancak iki adayın toplam oy oranı %10'u geçmiyor. Bu durum, seçimin büyük ölçüde Lula ile Bolsonaro arasında geçeceğini gösteriyor. İlk turda hiçbir adayın oyların %50'sini geçememesi halinde, 30 Ekim'de ikinci tur yapılacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Brezilya seçimi, yalnızca ülke içi siyaset açısından değil, aynı zamanda Latin Amerika ve küresel dengeler açısından da büyük önem taşıyor. Lula'nın yeniden seçilmesi halinde, ülkenin çevre politikalarında köklü bir değişim bekleniyor; zira Lula, Amazon yağmur ormanlarının korunması konusunda uluslararası topluma daha fazla taahhüt vereceğini açıkladı. Bolsonaro ise tarım ve madencilik sektörlerine desteğini sürdüreceğini, Amazon'da ekonomik faaliyetlerin genişlemesine izin vereceğini ifade ediyor. Bu fark, iklim değişikliğiyle mücadelede küresel iş birliği açısından kritik bir dönemeç oluşturuyor.
Ayrıca, Brezilya, BRICS ülkeleri arasında yer alıyor ve Rusya ile Çin'e yakın ilişkileri bulunuyor. Bolsonaro, bu ülkelerle ticareti artırma sözü verirken, Lula'nın daha çok Batı ülkeleriyle diyalogu güçlendireceği yorumları yapılıyor. ABD ve Avrupa Birliği, Brezilya'nın demokratik ve ekonomik istikrarını yakından izliyor. Seçim sonucunun, bölgede sol dalganın yükselişi mi yoksa sağ popülizmin güçlenmesi mi yönünde sinyal vereceği merakla bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brezilya'daki seçim, Türkiye'nin dış politikası ve ekonomisi açısından dolaylı ama önemli etkilere sahip olabilir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2021'de yaklaşık 2,5 milyar dolar olarak kaydedildi; otomotiv, tarım ve savunma sanayi başta olmak üzere çeşitli sektörlerde iş birliği bulunuyor. Lula'nın seçilmesi durumunda Brezilya'nın tarım politikalarında değişiklikler yaşanabilir ve bu, Türkiye'nin Brezilya'dan yaptığı soya fasulyesi ve mısır ithalatını etkileyebilir. Ayrıca, Lula'nın Rusya ile yakın ilişkileri, Ukrayna savaşı nedeniyle Batı yaptırımlarına uyumda karmaşık bir tablo oluşturabilir; ancak Türkiye'nin de benzer bir denge politikası izlediği düşünüldüğünde, olası bir Lula yönetimiyle angajman kolaylaşabilir. Sonuç olarak, Brezilya seçimi, küresel güç dengelerindeki değişimlere paralel olarak Türkiye'nin dış ticaret ve diplomasi stratejilerini etkileme potansiyeli taşıyor.