Middle East Eye'da yayımlanan çarpıcı bir analiz, Lübnan yönetici elitini ülkeyi adım adım sömürgeciliğe teslim etmekle suçluyor. Yazı, son ateşkes anlaşmasının aslında kalıcı bir barış değil, Lübnan'ı ABD ve İsrail çıkarlarına tamamen açan bir teslimiyet belgesi olduğunu iddia ediyor. Özellikle Hizbullah'ın güney sınırından çekilmesini öngören düzenlemeler, ülkenin egemenliğine darbe vuruyor.
Gelişmenin Arka Planı: Ateşkes mi, Tasfiye mi?
Analize göre, Lübnan devleti yıllardır süren siyasi kriz ve ekonomik çöküşün ardından ulusal çıkarları koruyacak güçten yoksun. Yönetici sınıf, mezhepçi çıkar ilişkileri ağının da etkisiyle, ülkeyi bağımsız bir aktör olmaktan çıkarmış durumda. Son ateşkes, sadece İsrail'in askeri üstünlüğünü pekiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda Lübnan'ın doğal kaynakları üzerindeki denetimi de yabancı güçlere bırakıyor. Özellikle deniz sınırı anlaşmazlıkları ve enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda ABD'nin arabuluculuk rolü, Lübnan'ı sömürge dönemini hatırlatan bir ekonomik bağımlılığa sürüklüyor.
Yazı, Hizbullah'ın askeri kanadının etkisizleştirilmesinin Beyrut için stratejik bir zafer olarak sunulduğunu, ancak bunun karşılığında İsrail'in Lübnan hava sahasında ve kara sınırında neredeyse sınırsız bir hareket kabiliyeti kazandığını belirtiyor. Ateşkes şartları, uluslararası toplum tarafından denetlenen bir tampon bölge oluşturulmasını öngörüyor; bu da Lübnan'ın egemenlik alanını daha da daraltıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Sömürgecilik Dalgası
Bu durum aslında bölgesel bir trendin parçası. ABD, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri, Arap Baharı sonrası zayıflayan devlet yapılarını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendiriyor. Lübnan örneğinde, mezhepsel kırılganlıklar ustalıkla kullanılıyor. Ülkenin tarihsel olarak Fransız mandası altında yaşadığı sömürge deneyiminin benzer bir döngüye girdiği ifade ediliyor. Bölgede İsrail'in normalleşme anlaşmalarıyla kazandığı diplomatik zaferler, Lübnan gibi ülkelerin direnç gösterme kabiliyetini azaltıyor. Analiz, bu gelişmelerin aslında İsrail'in 2006 savaşında elde edemediği kazanımları diplomatik yollarla elde etmesine olanak sağladığını vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gelişmeler, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. ABD ve İsrail'in Lübnan üzerindeki nüfuzunun artması, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının paylaşımında Türkiye'nin elini zayıflatabilir. Ayrıca, sınırdaş bir ülkede istikrarsızlık ve sömürgeci dayatmalar, bölgede yeni bir güç dengesi oluşturuyor. Türkiye, Lübnan'daki siyasi çoğulculuğun korunmasını ve ülkenin bağımsızlığını savunan bir duruş sergileyerek bölgesel bir denge unsuru olmayı sürdürmeli. Bu bağlamda, Ankara'nın diplomatik girişimleri ve insani yardımları Lübnan'ın ayakta kalmasına katkı sağlasa da, yapısal sorunlara çözüm üretmek için daha kapsamlı bir bölgesel stratejiye ihtiyaç var.