Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Lübnan'da devam eden çatışmalar ve İsrail'in hava saldırıları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce sivilin 'tükenmişlik ve umutsuzluk' içinde olduğunu açıkladı. Volker Türk, yaptığı yazılı açıklamada, ülke genelinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının 1 milyona yaklaştığını ve bu kişilerin temel ihtiyaçlara erişimde büyük sıkıntı çektiğini vurguladı. BM yetkilisi, uluslararası topluma acil yardım çağrısında bulunarak, insani durumun her geçen gün kötüleştiğine dikkat çekti.
Gelişmenin Arka Planı
Lübnan, son aylarda İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmaların odağı haline geldi. İsrail ordusunun ülkenin güney bölgelerine ve başkent Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesine düzenlediği yoğun hava saldırıları, binlerce sivilin canını kaybetmesine ve yüz binlerce kişinin yerinden olmasına neden oldu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, çatışmaların başladığı Eylül ayından bu yana yaklaşık 1 milyon kişi ülke içinde yer değiştirmek zorunda kaldı. Bu, Lübnan'ın 1975-1990 yılları arasındaki iç savaşından bu yana gördüğü en büyük yerinden edilme dalgası olarak değerlendiriliyor.
Yerinden edilen ailelerin büyük bir kısmı, okullar, camiler ve boş ofis binaları gibi geçici barınma merkezlerine sığınmış durumda. Ancak bu merkezlerin kapasitesi yetersiz kalıyor; birçok aile sokakta veya arabalarında yaşam mücadelesi veriyor. BM İnsan Hakları Ofisi'nin sahada yaptığı değerlendirmelere göre, yerinden edilenlerin en acil ihtiyaçları arasında gıda, temiz su, sağlık hizmetleri ve psikososyal destek yer alıyor. Volker Türk, özellikle çocuklar ve kadınların bu süreçten orantısız şekilde etkilendiğini, çocukların eğitimden mahrum kaldığını ve artan cinsel istismar vakalarının rapor edildiğini belirtti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan'daki insani kriz, yalnızca ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor; bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Çatışmaların sürmesi, Lübnan'ın zaten kırılgan olan ekonomik yapısını daha da derin bir krize sürüklüyor. Ülke, 2019'dan bu yana devam eden ekonomik çöküşle mücadele ediyor; Lübnan lirası değer kaybederken, enflasyon yüzde 200'lerin üzerine çıkmış durumda. Yerinden edilme dalgası, tarım ve hizmet sektörlerini de vurarak üretimin durma noktasına gelmesine yol açtı.
Uluslararası toplumun tepkisi ise şimdiye kadar sınırlı kaldı. Birleşmiş Milletler, Lübnan için 426 milyon dolarlık bir insani yardım çağrısında bulundu, ancak bu fonun yalnızca yüzde 20'si karşılanabildi. Batılı ülkeler, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklerken, sivillerin korunması ve insani ateşkes çağrılarında bulunuyor; ancak bu çağrılar somut bir sonuç doğurmadı. Komşu ülkeler, özellikle Suriye ve Ürdün, Lübnan'dan kaçan mültecilere kapılarını açarken, sınır kapılarında insani koridorlar oluşturulmaya çalışılıyor. Ancak bu ülkelerin de kendi ekonomik zorlukları, mültecilere sürdürülebilir bir destek sağlamayı güçleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki kriz, Türkiye açısından hem insani hem de güvenlik boyutlarıyla önem taşıyor. Türkiye, bölgede yaşanan insani dramlara kayıtsız kalmayan bir ülke olarak, daha önce Suriye'deki iç savaşta milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapmıştı. Lübnan'da yerinden edilenlerin sayısının artması, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bölge ülkelerine yeni bir göç dalgası riskini beraberinde getiriyor. Ayrıca, İsrail-Hizbullah çatışmasının bölgeye yayılma potansiyeli, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını ve güvenlik stratejilerini doğrudan etkileyebilir. Ankara, daha önce de bölgedeki tansiyonun düşürülmesi ve ateşkes sağlanması için diplomatik girişimlerde bulunmuştu; bu krizin büyümesi, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü ön plana çıkarabilir. Ancak Türkiye'nin ekonomik kırılganlığı, yeni bir göç dalgasına karşı hazırlıklı olmasını gerektiriyor.