İsrail ve Lübnan arasındaki çatışma, yalnızca iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlığının ötesinde, bölgesel bir savaş makinesinin parçası olarak işliyor. Lübnan, İsrail'in kuzey sınırında Hizbullah'ın varlığı sayesinde, Tel Aviv'in çok cepheli savaş doktrininde kilit bir unsur haline geldi. 2006 Lübnan Savaşı'ndan bu yana geçen 18 yılda, İsrail ile Hizbullah arasında düşük yoğunluklu çatışmalar sürerken, 7 Ekim 2023 sonrası Gazze'deki savaş bu gerilimi yeniden alevlendirdi. İsrail, kuzey sınırında 80 bin kişinin tahliyesine neden olan Hizbullah saldırılarına karşılık olarak, Lübnan topraklarını hedef alan hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Bu durum, Lübnan'ın neden İsrail'in stratejik hesaplarında bu kadar merkezi olduğunu sorgulatıyor.
Lübnan'ın Stratejik Önemi ve Hizbullah Faktörü
Lübnan, İsrail için yalnızca coğrafi bir komşu değil; aynı zamanda İran'ın en güçlü vekil gücü olan Hizbullah'ın üs bölgesi. Hizbullah, 1982'deki İsrail işgaline karşı kuruldu ve 2006 savaşında İsrail'e karşı görece bir başarı elde ederek bölgesel bir caydırıcılık kazandı. Örgüt, Suriye iç savaşına müdahil olarak askeri deneyimini artırdı ve 100 binden fazla füze ve rokete sahip olduğu tahmin edilen bir cephaneliğe ulaştı. İsrail, Hizbullah'ın hassas güdümlü füzelerle İsrail'in kritik altyapısını hedef alma kabiliyetinden endişe duyuyor. Bu nedenle, İsrail sürekli olarak Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine yönelik hava saldırıları düzenliyor. Ancak, Hizbullah'ın Lübnan siyasetindeki etkisi ve toplumsal tabanı, örgütü doğrudan hedef almayı zorlaştırıyor. İsrail'in Lübnan'a yönelik her askeri müdahalesi, ülkenin zaten kırılgan olan siyasi ve ekonomik yapısını daha da istikrarsızlaştırıyor.
Lübnan, 2019'dan bu yana derin bir ekonomik krizle boğuşuyor. Bankacılık sisteminin çöküşü, hiperenflasyon ve siyasi kilitlenme, ülkeyi iflasın eşiğine getirdi. Bu durum, Hizbullah'ın sosyal hizmet ağları sayesinde halk nezdinde meşruiyetini korumasına yol açıyor. İsrail, bu kırılganlığı kullanarak Lübnan'ı diplomatik ve ekonomik yollarla da zorluyor. Ancak, Hizbullah'ın askeri kapasitesi ve İran'dan aldığı destek, İsrail'in kuzey sınırında tam bir güvenlik sağlamasını engelliyor. İsrail, Gazze'deki savaşın devam ettiği bir ortamda, ikinci bir cephe açmak istemese de Hizbullah'ın provokasyonlarına karşı misilleme yapmaktan geri durmuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran-İsrail Rekabeti ve ABD Politikası
Lübnan üzerindeki bu çatışma, aslında İran ile İsrail arasındaki bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası. İran, Hizbullah aracılığıyla İsrail sınırında bir tehdit oluştururken, İsrail de Suriye'de İran hedeflerini vurarak yanıt veriyor. ABD, İsrail'in güvenliğini önceliklendirirken, Lübnan'daki istikrarsızlığın bölgesel bir yangına dönüşmesinden çekiniyor. Washington, Hizbullah'ın ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanmasına rağmen, Lübnan devletiyle diplomatik ilişkilerini sürdürüyor ve ülkeye insani yardım sağlıyor. Ancak, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları, ABD'nin ateşkes çağrılarına rağmen devam ediyor. Bu durum, ABD'nin bölgede arabulucu olma rolünü zayıflatıyor. Öte yandan, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, Lübnan-İsrail sınırında sükunetin sağlanması için çağrılar yapıyor, ancak kalıcı bir çözüm için taraflar arasında güven eksikliği bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail çatışması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikasını ve bölgesel güvenliğini doğrudan etkiliyor. Türkiye, İsrail ile son dönemde normalleşme adımları atmış olsa da, Gazze'deki sivil kayıplar nedeniyle Ankara-Tel Aviv ilişkileri yeniden gerilmiş durumda. Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji projelerini ve Mavi Vatan doktrinini sekteye uğratabilir. Ayrıca, Suriye'deki İran varlığıyla mücadele eden Türkiye, Lübnan üzerinden İran etkisinin artmasından endişe duyuyor. Türkiye, Lübnan'daki Sünni gruplarla ve Filistinli mültecilerle bağları nedeniyle gelişmeleri yakından takip ediyor. Ankara, bölgede tansiyonun düşürülmesi ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünün korunması yönünde diplomatik girişimlerde bulunabilir.