Lübnan Cumartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail'in ülkenin güneyinde bir dizi yeni hava saldırısı düzenlediğini ve en az beş kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu saldırılar, ABD'li yetkililerin İsrail ile İran destekli Hizbullah arasında yenilenmiş bir ateşkes üzerinde anlaşmaya varıldığını duyurmasından bir günden az bir süre sonra gerçekleşti. Lübnan hükümetine bağlı Ulusal Haber Ajansı'na (NNA) göre, saldırılarda biri kadın olmak üzere beş sivil yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi de yaralandı. İsrail Ordu Sözcüsü, saldırıların Hizbullah'a ait askeri hedeflere yönelik olduğunu ve örgütün ateşkes ihlali yaptığını iddia etti. Ancak Hizbullah, ateşkesi ihlal ettiği yönündeki suçlamaları reddetti ve İsrail'i saldırıları tırmandırmakla suçladı.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırının ardından tırmanmıştı. Hizbullah, Hamas'ı desteklemek amacıyla İsrail'in kuzeyindeki askeri noktalara roket ve füze saldırıları başlatmış, İsrail de karşılık olarak Lübnan'ın güneyini yoğun şekilde bombalamıştı. Aylar süren çatışmaların ardından ABD ve Fransa'nın arabuluculuğuyla Kasım 2024'te bir ateşkes anlaşmasına varılmıştı. Ancak bu ateşkes, her iki tarafın da birbirini ihlalle suçlamasıyla defalarca gerginliğe sahne oldu. En son ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, tarafların yeniden ateşkese bağlı kalma konusunda mutabık kaldığını açıklamıştı. Buna rağmen, Cumartesi günkü saldırılar ateşkesin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Lübnan Başbakanı Necip Mikati, saldırıyı kınayarak uluslararası topluma ateşkesi korumak için acil müdahale çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) de taraflara itidal çağrısı yaparak gerilimin düşürülmesini istedi.
Saldırıların ardından İsrail'in kuzeyindeki yerleşim yerlerinde hava saldırısı sirenleri çaldı. İsrail ordusu, Hizbullah'ın ateşkesi ihlal ederek bir İnsansız Hava Aracı (İHA) fırlattığını ve bunun da İsrail'in karşı saldırısına yol açtığını öne sürdü. Hizbullah ise bu iddiayı yalanladı ve İsrail'i yalan bilgi yaymakla suçladı. Bağımsız kaynaklar, saldırıların tam olarak hangi tarafça başlatıldığını doğrulayamadı, ancak bölgedeki gerginliğin yüksek olduğu açık.
Bölgesel veya küresel boyut
İsrail-Hizbullah çatışması, Ortadoğu'da daha geniş bir bölgesel gerilimin parçası. İran'ın en önemli vekil güçlerinden biri olan Hizbullah, İsrail'e karşı cepheyi açık tutarken, İran'ın bölgedeki nüfuz mücadelesinin de bir aracı haline gelmiş durumda. ABD, ateşkesin sağlanması için yoğun diplomatik çaba harcarken, son saldırılar Washington'un çabalarını baltalıyor. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklemekle birlikte, bölgesel bir savaşın önlenmesi için her iki tarafa da baskı yapıyor. Avrupa Birliği ve Fransa da ateşkesin sürdürülmesi için çağrıda bulunurken, son gelişmeler uluslararası toplumun kriz yönetimindeki zorluklarını ortaya koyuyor. Ateşkesin bozulması, sadece Lübnan ve İsrail için değil, Suriye, İran ve diğer bölge ülkeleri için de ciddi sonuçlar doğurabilir. İsrail'in kuzeyinde on binlerce kişi evlerini terk etmiş durumda; Lübnan'da da benzer bir insani kriz yaşanıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), çatışmalar nedeniyle yerinden edilenlerin sayısının her iki tarafta da arttığını bildiriyor. Bu durum, bölgesel istikrarı tehdit ederken, küresel enerji piyasalarında da tedirginliğe yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Hizbullah çatışmasında dengeli bir pozisyon izlemeye çalışıyor. Ankara, İsrail'in saldırılarını kınarken, Hizbullah'ın da provokasyonlardan kaçınması çağrısında bulunuyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarları ve bölgesel güvenlik politikaları açısından kritik. Çatışmaların tırmanması, Türkiye'nin sınır güvenliğini doğrudan etkilemese de, Suriye üzerinden dolaylı riskler oluşturabilir. Ayrıca, bölgedeki gerginlik, Türkiye'nin enerji ithalatında bağımlı olduğu Körfez ülkeleri ve İran ile ilişkilerini de etkileyebilir. Türkiye'nin ateşkesin korunması için diplomatik girişimlerde bulunması, bölgesel istikrarı destekleme çabaları açısından önem taşıyor. Son olarak, Türkiye'deki kamuoyu, Filistin davasına duyarlılık gösterdiği için, hükümetin İsrail karşıtı söylemi iç siyasette de yankı buluyor.