Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, ülkeyi yeniden İsrail'le savaşa sürükleyen Hizbullah'ı dizginlemek ve devlet otoritesini tesis etmek için geniş bir halk desteğiyle göreve başladı. Ancak İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının devam ettiği ve Hizbullah'ın kuzey cephesinde çatışmaların sürdüğü bir ortamda, Aoun'un reform girişimleri ciddi bir ivme kaybı yaşıyor. Hükümetin silah tekeli kurma ve örgütün etkisini sınırlama planları, hem iç siyasi direniş hem de bölgesel gerilimler nedeniyle askıda kalmış durumda.
Hizbullah'ın Gölgesinde Lübnan Siyaseti
Joseph Aoun, Ekim 2024'te seçilmesinin ardından Lübnan'da devlet otoritesini yeniden tesis edeceğine dair güçlü bir mesaj vermişti. Ancak Hizbullah'ın İsrail'le yaşanan çatışmalarda belirleyici bir rol oynaması, Aoun'un elini zayıflatıyor. Hizbullah, İsrail'in kuzey sınırına yönelik saldırılarında aktif bir şekilde yer alırken, Lübnan hükümeti ülkeyi savaşa sürükleyen kararlarda söz sahibi olamıyor. Bu durum, Aoun'un silah tekeli kurma ve örgütün siyasi nüfuzunu azaltma yönündeki vaatlerinin ne ölçüde hayata geçirilebileceği konusunda ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Lübnan'ın ekonomik krizi de reform çabalarının önündeki en büyük engellerden biri. Ülke, 2019'dan bu yana yaşanan mali çöküşün ardından hâlâ toparlanma sürecinde. Hükümetin silah kontrolüne yönelik politikaları, Hizbullah'ın sosyal hizmet ağlarına bağımlı olan geniş kesimler arasında da tepki çekiyor. Aoun'un ulusal birlik hükümeti kurma çabaları, özellikle Şii partilerin direnişiyle karşılaşıyor. Hizbullah ve müttefiki Emel Hareketi, hükümette veto yetkisine sahip olmaları nedeniyle, Aoun'un örgütü silahsızlandırma planlarını dolaylı olarak bloke edebiliyor.
İsrail'le savaşın sona ermesi durumunda bile, Lübnan'ın iç istikrarını sağlaması kolay görünmüyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını öngörüyor ancak bu karar yıllardır uygulanamıyor. Aoun'un bu konudaki samimi çabalarına rağmen, Hizbullah'ın bölgesel güçlerden aldığı destek ve Lübnan içindeki derin toplumsal bölünmeler, reformları her aşamada zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan'daki bu istikrarsızlık, sadece iç dinamiklerle sınırlı kalmıyor. İsrail-Hizbullah çatışması, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran'ın bölgedeki nüfuzunu korumak için Hizbullah'ı kullanması ve Suudi Arabistan'ın Lübnan'daki Sünni kesimlere destek vermesi, ülkeyi bölgesel bir vekalet savaşına dönüştürmüş durumda. BM ve uluslararası toplum, Lübnan'ın egemenliğini güçlendirmeyi amaçlayan kararlar almış olsa da, bu kararların uygulanması noktasında ciddi bir irade gösteremiyor.
ABD ve Fransa'nın Lübnan'a yönelik diplomasisi, Aoun'un reform çabalarını desteklemekle birlikte, İsrail ve Hizbullah arasındaki gerilimle doğrudan ilişkilendirilmekten kaçınıyor. İsrail, kuzey sınırındaki güvenliği sağlamak için Hizbullah'a yönelik operasyonlarını sürdürürken, bu durum Lübnan'ın toprak bütünlüğüne yönelik tehditleri artırıyor. Aoun'un ulusal uzlaşı girişimleri, İsrail'in askeri baskısı ve Hizbullah'ın direniş söylemi arasında sıkışmış durumda.
Bölgesel gelişmeler, Lübnan'ın kaderini doğrudan etkiliyor. İran ile Batı arasında yürütülen nükleer müzakereler ve İsrail'in İran'a yönelik operasyonları, Hizbullah'ın stratejik hesaplarını da değiştiriyor. Örgüt, İran'ın desteğine bağımlılığını sürdürürken, Lübnan hükümetinin bağımsız bir dış politika izleyebilmesi giderek zorlaşıyor. Bu durum, Aoun'un reform gündemini daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki istikrarsızlığı yakından izlemekte. Lübnan'ın kuzey sınırındaki çatışmalar, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliği ve deniz yetki alanları tartışmalarını da etkileme potansiyeli taşıyor. Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü desteklerken, bölgedeki vekalet çatışmalarının derinleşmesini istemiyor. Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda uluslararası toplumun ortak tutum alması, Türkiye'nin de bölgede istikrar sağlanması yönündeki hedefleriyle uyumlu. Ancak Türkiye'nin Hamas ile ilişkileri ve Filistin meselesindeki tutumu, Lübnan'daki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olarak ele alınabilecek bir konu.
Lübnan'da devlet otoritesinin zayıflaması, göç dalgaları ve terör örgütlerinin güçlenmesi gibi riskleri de beraberinde getiriyor. Türkiye, Suriye'den kaynaklanan benzer sorunlarla mücadele ederken, Lübnan'ın da aynı kısır döngüye girmemesi için çaba gösteriyor. Bu nedenle Türkiye, Lübnan'daki ekonomik ve siyasi reformları destekleyen bir yaklaşım sergiliyor. Ancak bölgesel güçler arasındaki rekabet, bu reformların önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.