Lübnan'da artan fiyatlar ve derinleşen ekonomik kriz, halkın büyük bir bölümünü yoksulluğa sürüklerken, ülkede sosyal huzursuzluk endişeleri giderek artıyor. Middle East Eye'ın haberine göre, temel ihtiyaç maddelerine erişim her geçen gün zorlaşırken, halk "sefil bir durumda" yaşam mücadelesi veriyor. Akaryakıt fiyatlarındaki kontrolsüz artış, ulaşım, gıda ve ilaç gibi temel kalemleri doğrudan vurdu. Lübnan lirasının hızla değer kaybetmesi ve döviz rezervlerinin tükenmesi, ülkeyi hiperenflasyon sarmalına sürükledi.
Ekonomik Çöküşün Arka Planı
Lübnan, 2019'dan bu yana tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. Dünya Bankası, bu krizi 19. yüzyılın ortalarından bu yana dünyada görülen en şiddetli üç krizden biri olarak tanımlıyor. Lübnan lirası, resmi kurdan yaklaşık yüzde 90'dan fazla değer kaybetti; bankacılık sistemi fiilen çöktü ve mevduat sahipleri birikimlerine erişemiyor.
Hükümetin akaryakıt sübvansiyonlarını kademeli olarak kaldırması, benzin ve mazot fiyatlarının serbest piyasa koşullarında belirlenmesine yol açtı. Bu durum, özellikle dar gelirli aileler için ulaşım maliyetlerini katlanılmaz hale getirdi. Gıda fiyatlarındaki artış ise çok daha çarpıcı: Buğday, yağ, şeker gibi temel ürünlerin fiyatları bir yıl içinde birkaç kat arttı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Lübnan nüfusunun yüzde 80'inden fazlası yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
Sağlık sistemi de çöküş noktasında. İlaç kıtlığı had safhada; kronik hastalar hayati ilaçlarını bulmakta zorlanıyor. Elektrik kesintileri günde 20 saati aşarken, hastaneler jeneratör yakıtı bulmakta güçlük çekiyor. Eğitim kurumları öğretmen maaşlarını ödeyemez hale geldi; birçok öğrenci okulu bırakmak zorunda kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan'daki ekonomik çöküş, sadece ülke içi bir mesele olmanın ötesinde bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ülke, Suriye krizi sırasında milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapmıştı; şimdi ise kendi vatandaşları yurt dışına kaçış yolları arıyor. Beyrut Limanı'ndaki 2020 patlamasının yaraları hâlâ sarılamamışken, uluslararası yardım kuruluşları da kaynak bulmakta zorlanıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yürütülen kurtarma paketi müzakereleri yıllardır sonuçsuz kaldı. Lübnanlı siyasetçilerin reform taahhütlerini yerine getirmemesi, dış yatırımcıların güvenini sarstı. Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri, siyasi çözüm çağrılarını yinelerken, bölgesel aktörler İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet Lübnan'ı istikrarsızlaştırmaya devam ediyor. Ekonomik çöküşün, mezhepsel gerilimleri alevlendirmesinden ve yeni bir iç çatışmaya zemin hazırlamasından korkuluyor.
Son haftalarda başkent Beyrut ve Trablus gibi şehirlerde küçük çaplı protestolar düzenleniyor. Halk, hükümeti yolsuzluk ve kötü yönetimle suçluyor. Güvenlik güçlerinin müdahalesi ise tansiyonu daha da yükseltiyor. Uzmanlar, yakıt ve ekmek kuyruklarında yaşanan arbede ve saldırıların toplumsal dokuyu zayıflattığına dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki ekonomik çöküş, Türkiye'yi birkaç açıdan doğrudan etkiliyor. Öncelikle, Türkiye zaten milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, Lübnan'dan gelecek yeni bir göç dalgası riski bulunuyor. İkincisi, Türkiye'nin Lübnan ile ticari ilişkileri ve bölgedeki istikrar arayışı, istikrarsız bir Lübnan'da zorlaşıyor. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri ve İsrail-Lübnan sınırındaki gerginlik, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan'a insani yardım ve siyasi istikrar konusunda destek vererek bölgesel barışa katkı sağlayabilir; ancak kalıcı çözüm, Lübnan'ın kendi iç reformlarını gerçekleştirmesine bağlı.