Lübnan'da aylardır süren çatışmaların ardından sağlanan ateşkesle birlikte binlerce yerinden edilmiş kişi evlerine dönmeye başladı. Ancak ülkenin güney kesimlerinde ve Beyrut'un bazı mahallelerinde yaşanan yoğun yıkım, dönüşü bir sevinçten çok belirsizliğe dönüştürüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2006'daki savaştan bu yana en büyük nüfus hareketi yaşanıyor ve yaklaşık 1,2 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Ateşkesin ardından üç gün içinde 400 binden fazla kişinin geri döndüğü tahmin edilirken, fiziksel altyapının neredeyse tamamen çöktüğü bölgelerde yaşam koşulları hâlâ kritik.
Gelişmenin arka planı: Çatışmalar ve ateşkes süreci
Lübnan, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte Ekim 2023'ten bu yana büyük bir insani krizle karşı karşıya. Özellikle güneydeki köyler ve Beyrut'un güney varoşları ağır bombardımana maruz kaldı. Birçok bina tamamen yıkılırken, yollar, okullar ve hastaneler kullanılamaz hale geldi. Ateşkesin sağlanmasında ABD ve Fransa'nın arabuluculuğu etkili oldu. Anlaşma kapsamında Lübnan ordusunun kademeli olarak güneye konuşlanması ve Hizbullah'ın silahlı varlığını geri çekmesi öngörülüyor. Ancak bu sürecin ne kadar süreceği ve tarafların taahhütlerine ne ölçüde uyacağı belirsizliğini koruyor.
Yerinden edilenlerin bir kısmı, evlerinin hâlâ ayakta olduğunu öğrenmenin rahatlığıyla dönüş yaparken, büyük bir kısmı ise enkaz altında kalan mahallelerine geri dönmek zorunda kalıyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), dönenlerin yüzde 60'ının temel barınma, su ve elektrik gibi ihtiyaçlara erişemediğini belirtiyor. Geçici barınma merkezleri hızla boşalırken, bu kez de kalıcı konut krizi baş gösteriyor.
Bölgesel boyut: Lübnan'ın iç savaş benzeri durumu
Lübnan İsrail çatışması sadece ülke sınırlarını değil, tüm bölgeyi etkiliyor. Lübnan'ın istikrarsızlığı, İsrail'in kuzey sınırında güvenlik endişelerini artırırken, Suriye'deki iç savaşın etkilerini de derinleştiriyor. Birçok Lübnanlı aile, daha önce Suriye'den gelen mültecilere ev sahipliği yapmıştı; şimdi kendileri de yerinden edilmiş durumda. Bölge ülkeleri, özellikle Ürdün ve Mısır, olası yeni bir mülteci akınına karşı sınırlarını sıkılaştırdı. Ateşkesin kalıcı olup olmayacağı ise büyük ölçüde İran ve Hizbullah'ın stratejik hesaplarına bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki istikrar politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, bir yandan Lübnan'daki insani yardım çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan İsrail-Hizbullah çatışmasının bölgesel bir savaşa dönüşmesini engellemeye çalışıyor. Türkiye'nin Beyrut Büyükelçiliği, dönen vatandaşlarına destek sağlarken, Ankara'nın arabuluculuk girişimleri de devam ediyor. Ayrıca, Lübnan'daki istikrarsızlık, Türkiye'ye yönelik düzensiz göçü artırabileceği gibi, Doğu Akdeniz'deki enerji güvenliğini de tehdit ediyor. Türkiye'nin bu krizde hem insani hem diplomatik inisiyatif alması, bölgedeki nüfuzunu koruması açısından önemli.