Lübnan'ın güney sınırındaki çatışma bölgelerinde, ilk müdahale ekipleri her gün ölümle yüzleşiyor. Son haftalarda artan çatışmalar, bu kahramanların hayatını kaybetmesine ve geride kalanların derin bir kalp kırıklığı yaşamasına neden oluyor. Bir ilk müdahale görevlisinin tanıklığı, savaşın sadece askeri değil, insani boyutunu da gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
Lübnan'ın güneyinde Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar, 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından tırmanışa geçti. Sınır hattında günlük roket atışları ve hava saldırıları, sivil halkı ve sağlık çalışanlarını doğrudan tehdit ediyor. Lübnan Kızıl Haçı ve sivil savunma ekipleri, yaralıları tahliye etmek ve kayıpları aramak için ateş altında çalışıyor.
İlk müdahale görevlisi Ali (adı değiştirildi), son üç aydır Sınır kasabası Bint Jbeil'de görev yapıyor. Görevi sırasında en az 12 meslektaşını kaybettiğini anlatıyor: 'Her sabah uyandığımızda, hangimizin dönmeyeceğini bilmiyoruz. Ailelerine haber vermek en zor kısmı.'
Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmaların başlangıcından bu yana Lübnan'da 100 binden fazla kişi yerinden edildi. Sağlık altyapısı çökme noktasında; ilk müdahale ekipleri yetersiz ekipman ve personelle devasa bir insani krizle baş etmeye çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu çatışmalar sadece Lübnan'ı değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyen bir istikrarsızlık yaratıyor. İsrail ve Hizbullah arasındaki gerilim, bölgesel güçlerin (İran, Suudi Arabistan, Türkiye) dengelerini yeniden şekillendiriyor. Batılı ülkeler, diplomatik çözüm için çağrı yaparken, sahadaki durum hızla kötüleşiyor.
İlk müdahale ekiplerinin yaşadığı kayıplar, savaşın vahşetini gözler önüne seriyor. Uluslararası insani hukuk, sağlık çalışanlarının korunmasını zorunlu kılmasına rağmen, saldırılarda hastaneler ve ambulanslar sık sık hedef alınıyor. Bu durum, global toplumun çatışmalara müdahale kapasitesini sorgulatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki çatışmaların bölgesel yayılma riski nedeniyle bu gelişmeyi yakından izliyor. Türkiye, insani yardım kuruluşları aracılığıyla bölgeye yardım gönderiyor; ancak çatışmaların artması, Suriye üzerinden Türkiye'ye yönelik yeni bir mülteci dalgası riskini beraberinde getiriyor. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını etkileyebilecek bu istikrarsızlık, Ankara'nın bölgesel arabuluculuk rolünü öne çıkarıyor. Türk dış politikası, Lübnan'daki istikrarın korunması için diplomatik girişimlerde bulunuyor.