Londra'da bir araya gelen uluslararası insan hakları savunucuları, İsrail'in idam cezası uygulamasını hedef alan bir panel düzenledi. Panelde, İsrail'in 2023'te çıkardığı ve terör suçlarıyla mücadele kapsamında idam cezasını mümkün kılan yasanın, uluslararası hukuka aykırı olduğu ve Filistinlileri orantısız şekilde hedef aldığı vurgulandı. Etkinlik, Orta Doğu Gözlem Merkezi ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının iş birliğiyle gerçekleştirildi.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail parlamentosu Knesset, Ocak 2023'te kabul ettiği bir yasa değişikliğiyle, terör suçlarından hüküm giyenlere idam cezası verilmesinin önünü açmıştı. Yasa, özellikle Filistinli militanların İsrail vatandaşlarına yönelik saldırılarını kapsıyor. İnsan hakları örgütleri, yasanın uluslararası hukukun ihlali olduğunu ve keyfi uygulamalara yol açabileceğini belirtiyor. Panelde konuşan aktivistler, İsrail'in işgal altındaki topraklarda uyguladığı yasaların, Filistinlilerin temel haklarını ihlal ettiğini ve idam cezasının bu ihlalleri daha da derinleştireceğini savundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in idam cezası yasası, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, yasanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek İsrail'i uyardı. Orta Doğu'da ise bu yasa, İsrail-Filistin çatışmasını daha da tırmandırma potansiyeli taşıyor. Filistin yönetimi ve Hamas, yasayı kınayarak bunun savaş suçu olduğunu ifade etti. Panelde konuşan uzmanlar, idam cezasının caydırıcılık etkisinin bilimsel olarak kanıtlanmadığını, aksine çatışmaları derinleştirdiğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun süredir idam cezasına karşı duruşuyla biliniyor ve AB sürecinde bu cezayı kaldırmış durumda. İsrail'in idam yasası, Türkiye'nin bölgesel insan hakları politikalarıyla çelişiyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destek bağlamında, bu yasanın Filistinlilere yönelik bir baskı aracı olarak kullanılmasına karşı çıkıyor. Ayrıca, yasanın uluslararası hukuka aykırılığı, Türkiye'nin BM ve diğer platformlarda İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkarıyor. Ancak Türkiye'nin bu konuda somut bir adım atması, mevcut diplomatik ilişkilerin normalleşme sürecinde dengeli bir yaklaşım gerektiriyor.