25 Haziran 1876'da, Yarbay George Armstrong Custer ve 7. Süvari Alayı'ndan bir tabur, Montana'daki Little Bighorn Nehri'nin kuzeyindeki tepelerde ölüme doğru at sürdü ve Amerikan efsanesine karıştı. Savaş birkaç saat içinde sonuçlandı. Anlamı ise 150 yıl sonra hâlâ tartışmalı. Little Bighorn Muharebesi, sadece askeri bir yenilgi değil, aynı zamanda ABD'nin Kızılderili politikalarının acımasız bir yansımasıdır. Bu yazı, savaşın arka planını, tarafların stratejilerini ve günümüzdeki yorumlarını ele alıyor.
Savaşın Arka Planı
1876 yılı, ABD'de önemli bir dönemeçti: İç Savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde ülke batıya doğru genişliyordu. Altına Hücum ve demiryolu inşaatı, Kızılderili topraklarına tecavüzü hızlandırdı. Lakota Siyuları, Apsalokeler ve Kuzey Şayenleri, Black Hills bölgesindeki altın yatakları nedeniyle baskı altındaydı. Federal hükümet, Kızılderilileri rezervasyonlara zorlamak için askeri operasyonlar başlattı. General Philip Sheridan'ın "kış kampanyası" stratejisi, Kızılderililerin kışın zayıf anlarında saldırmayı hedefliyordu. Ancak 1876 baharında, Oturan Boğa ve Çılgın At gibi liderlerin önderliğinde birleşen Kızılderili koalisyonu, Bighorn bölgesinde büyük bir kamp oluşturmuştu. Custer, 7. Süvari ile bu kampı yok etmekle görevlendirildi. Keşif raporları, kampta binlerce savaşçı olduğunu belirtiyordu ama Custer, sayısal üstünlüğü hafife alarak saldırıya geçti. Planı, kuvvetlerini üçe ayırarak kamptan kaçışı engellemekti. Ancak Kızılderililer, Custer'ın bölmelerini keşfetti ve merkez taburu kuşattı. Savaşın kritik anı, Custer'ın takviye çağıramaması ve keşif hatalarıydı. Sonuçta, 7. Süvari'nin 700 askerinden 268'i öldü, Custer dahil. Buna karşılık Kızılderili kayıpları 30-40 civarındaydı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Little Bighorn Muharebesi, ABD tarihinde bir dönüm noktası oldu. Kızılderili zaferi, federal hükümeti daha da sertleştirdi; ertesi yıl, Kızılderili toprakları tamamen ilhak edildi ve rezervasyon sistemi sıkılaştırıldı. Oturan Boğa, Kanada'ya sığınmak zorunda kaldı, ancak daha sonra teslim oldu. Savaş, ABD'de popüler kültürde büyük yankı buldu: Custer, kimi zaman kahraman, kimi zaman kibirli bir asker olarak resmedildi. 20. yüzyılda, Kızılderili hareketleri bu savaşı bir direniş sembolü olarak benimsedi. Günümüzde, Little Bighorn Battlefield National Monument, olayı hem ABD hem de Kızılderili perspektifinden anlatıyor. Uluslararası alanda, bu savaş sömürgecilik ve yerli halkların direnişi bağlamında sıkça referans alınıyor. Benzer mücadeleler, Latin Amerika ve Afrika’daki sömürgecilik karşıtı hareketlerle karşılaştırılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Little Bighorn Muharebesi, Türkiye'nin kendi tarihi ile doğrudan bağlantılı olmasa da, yerli halkların direnişi ve devlet politikaları açısından evrensel dersler çıkarılabilir. Türkiye'de de Kürt sorunu gibi etnik grupların asimilasyon politikalarına karşı direniş benzerlikler taşır. Ayrıca, ABD'nin Kızılderili politikaları, günümüzde Kürt bölgelerine yönelik tartışmalarda bir analogi olarak kullanılabilir. Jeopolitik açıdan, bu tür tarihsel olayların farklı perspektiflerden incelenmesi, Türk dış politikasında etnik anlaşmazlıkların çözümüne yönelik stratejik düşünceyi besleyebilir. Küresel olarak, azınlık hakları ve tarihsel adalet talepleri, Türkiye'nin de dahil olduğu uluslararası platformlarda gündemde kalmaya devam ediyor.