Senatör Lindsey Graham (R-S.C.), 12 Temmuz 2026'da ani bir şekilde hayatını kaybetti. Ölümünden önceki son haftalarında, Suudi Arabistan ile İsrail arasında kapsamlı bir barış anlaşması için zemin hazırlıyordu. Graham'ın yürüttüğü bu son diplomatik girişim, ABD'nin Orta Doğu'daki ittifak mimarisini yeniden şekillendirebilecek nitelikteydi. Cumhuriyetçi senatör, Başkan Donald Trump'ın eski ulusal güvenlik danışmanları ve Suudi yetkililerle bir dizi gizli görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerde İsrail ile Suudi Arabistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulması, güvenlik işbirliği ve ekonomik entegrasyon gibi başlıklar masaya yatırıldı.
Graham'ın Barış Vizyonu: Abraham Anlaşmaları'nın Genişlemesi
Graham'ın ölümünden günler önce Washington'da Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi ile yaptığı son görüşmede, İsrail ile Suudi Arabistan arasında bir "çerçeve anlaşması" taslağı üzerinde çalışıldığı ortaya çıktı. Bu anlaşma, 2020'de imzalanan Abraham Anlaşmaları'nı temel alıyor ancak Suudi Arabistan'ın bölgesel liderlik rolünü merkeze koyuyordu. Graham, Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşmesi karşılığında ABD'den gelişmiş silah sistemleri, nükleer enerji yardımı ve güvenlik garantileri talep ettiğini açıklamıştı. Senatör, bu anlaşmanın hem İsrail'in güvenliğini garanti altına alacağını hem de Suudi Arabistan'ın bölgesel nüfuzunu meşrulaştıracağını savunuyordu. Graham'ın ani ölümü, bu girişimin akıbetini belirsizliğe sürükledi. Ancak kaynaklar, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın görüşmeleri sürdürme niyetinde olduğunu belirtiyor.
Graham'ın çabaları, özellikle İran'ın bölgesel faaliyetlerine karşı bir denge unsuru olarak görülüyordu. Suudi Arabistan ve İsrail'in ortak tehdit algılaması, iki ülkeyi birbirine yaklaştıran en önemli faktörlerden biri. Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, daha önce İsrail ile normalleşmeye açık olduğunu ancak Filistin sorununun çözümü şartını öne sürmüştü. Graham'ın son girişimi, bu şartı esneterek daha pragmatik bir yaklaşım benimsedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Bir Orta Doğu Düzeni mi?
Suudi-İsrail normalleşmesinin bölgesel etkileri geniş kapsamlı olabilir. Bir yandan, Arap dünyasının en güçlü iki ülkesi arasında doğrudan diplomatik ilişkilerin kurulması, İsrail'in bölgedeki izolasyonunu sona erdirecek ve Filistin meselesini marjinalleştirecektir. Diğer yandan, bu anlaşma İran'ı daha da yalnızlaştıracak ve Tahran'ın nükleer programına karşı birleşik bir cephe oluşturacaktır. ABD için ise bu, Çin'in Orta Doğu'daki artan etkisine karşı stratejik bir kazanım olarak görülüyor. Pekin'in Suudi Arabistan ile İran arasında arabuluculuk yapması, Washington'u rahatsız etmişti. Graham'ın girişimi, ABD'nin bölgedeki liderlik rolünü yeniden tesis etme çabası olarak yorumlanıyor.
Bununla birlikte, normalleşme sürecinin önünde ciddi engeller bulunuyor. İsrail hükümetindeki aşırı sağcı koalisyon ortakları, Filistin devletine yönelik herhangi bir taviz vermeye karşı çıkıyor. Suudi Arabistan'da ise kamuoyu, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesine henüz hazır değil. Graham'ın ölümü, bu hassas dengeleri koruyacak kilit bir ismin kaybı anlamına geliyor. Ancak Cumhuriyetçi Parti içinde Graham'ın mirasını devralacak isimlerin olduğu konuşuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan-İsrail normalleşmesi, Türkiye'nin Orta Doğu politikasını doğrudan etkileyecek bir gelişmedir. Ankara, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail ile zaman zaman gerilen ilişkileriyle biliniyor. Suudi-İsrail ittifakının güçlenmesi, Türkiye'nin bölgedeki manevra alanını daraltabilir. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve Katar ile olan yakın ilişkiler göz önüne alındığında, Türkiye'nin bu yeni denklemde yalnız kalma riski bulunuyor. Diğer yandan, normalleşme süreci İran'ı daha da yalnızlaştıracağı için, Türkiye'nin İran ile olan ekonomik ve siyasi ilişkileri sınanabilir. Ankara'nın, bu gelişmeye karşı proaktif bir diplomasi yürütmesi ve özellikle Suudi Arabistan ile ilişkilerini yeniden dengelemesi gerekebilir. Bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, Türkiye'nin Orta Doğu'da etkin bir aktör olarak kalabilmesi için çok yönlü bir strateji izlemesi kritik önem taşıyor.