ABD Hazine Bakanlığı'nın piyasada likiditeyi artırmak amacıyla başlattığı tahvil geri alım programları, uzun vadeli tahvil getirilerini hedef alan bir yaklaşımı beraberinde getiriyor. Bu durum, piyasa uzmanlarına göre hem fırsatlar hem de ciddi riskler barındırıyor. Geri alımların asıl amacının piyasa derinliğini sağlamak olduğu belirtilirken, uzun vadeli getiriler üzerindeki etkisi tartışma yaratıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Hazine Bakanlığı, son dönemde tahvil piyasasında likiditeyi artırmak ve piyasa yapıcıların yükünü hafifletmek için geri alım programlarını yeniden canlandırdı. 2024 yılında başlatılan bu program, özellikle eski ihraçlardaki (off-the-run) likiditeyi artırmayı hedefliyor. Ancak programın uygulanış şekli, aslında uzun vadeli tahvil getirileri üzerinde bir üst sınır oluşturma amacı taşıyor olabilir.
Hazine'nin geri alım yapacağı tahvillerin vade yapısına bakıldığında, özellikle 10 yıl ve üzeri vadeli kağıtlara odaklanıldığı görülüyor. Bu durum, piyasa katılımcıları tarafından Hazine'nin dolaylı yoldan faiz oranlarını etkileme çabası olarak yorumlanıyor. Oysa Hazine yetkilileri, geri alımların yalnızca piyasa işleyişini iyileştirmeyi amaçladığını, faiz hedeflemesi yapmadıklarını vurguluyor.
Ekonomistler, bu uygulamanın geçmişteki niceliksel genişleme (QE) politikalarından farklı olduğuna dikkat çekiyor. QE'de merkez bankası tahvil alırken, geri alımda doğrudan Hazine kendi borçlanma araçlarını geri alıyor. Bu da bütçe açığı finansmanı ve faiz yükü açısından farklı sonuçlar doğuruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin bu politikası, küresel piyasaları doğrudan etkiliyor. ABD tahvil getirileri dünya genelindeki finansal varlıkların fiyatlanmasında temel referans olduğu için, geri alım programının uzun vadeli getirileri düşürme potansiyeli gelişmekte olan ülkeler dahil tüm piyasaları etkiliyor. Öte yandan, bu tür müdahaleler piyasa sinyallerini bozarak yatırımcıların risk algısını değiştirebilir.
Avrupa ve Asya'daki merkez bankaları da benzer likidite sorunlarıyla karşı karşıya. Özellikle Japonya, uzun vadeli tahvil getirilerini kontrol etmek için YCC (Yield Curve Control) politikasını uygularken, Avrupa Merkez Bankası da pandemi döneminde acil tahvil alım programları kullandı. Ancak Hazine'nin doğrudan geri alım yapması, daha önce pek görülmemiş bir yöntem olarak öne çıkıyor.
Uzmanlar, bu durumun piyasa disiplinini zayıflatabileceği ve hükümetlerin borç yükünü hafifletmek için bu tür araçlara başvurmasının önünü açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ABD'nin bu uygulamasını kendi borç yönetimlerinde model alabilir; bu da küresel finansal istikrar için yeni riskler oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Hazine tahvili geri alımları, küresel faiz oranlarının düşük kalmasına katkıda bulunabilir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını teşvik edebilir; ancak aynı zamanda piyasa sinyallerindeki bozulma nedeniyle risk primlerini artırabilir. Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için bu belirsizlik, yatırımcı güvenini olumsuz etkileyebilir. Öte yandan, ABD'nin uzun vadeli getirileri düşürmesi, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetini dolaylı olarak azaltabilir. Ancak bu tür piyasa müdahalelerinin sürdürülebilirliği şüpheli olduğundan, Türkiye'nin kendi makroekonomik kırılganlıklarını azaltmaya odaklanması ve uluslararası piyasalardaki gelişmeleri yakından izlemesi gerekiyor.