Libya'nın doğusunu kontrol eden Libya Ulusal Ordusu (LUO), 2011'de Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana ilk kez halka açık infazlar gerçekleştirdi. 15 yıllık fiili moratoryumun ardından gelen ani infaz dalgası, uluslararası insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler tarafından sert tepkiyle karşılandı. İnfazların, yargı sürecinin şeffaf olmadığı ve savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle eleştirilen davalar sonucunda infaz edildiği belirtiliyor.
İnfaz Dalgasının Arka Planı
Libya Ulusal Ordusu'nun kontrolündeki bölgelerde, özellikle Bingazi ve Tobruk çevresinde gerçekleştirilen infazlar, 2011 sonrası dönemde ilk kez bu ölçekte halka açık şekilde icra edildi. LUO yetkilileri, infazların "terörle mücadele" kapsamında mahkum edilen kişilere yönelik olduğunu savunurken, insan hakları örgütleri söz konusu yargılamaların adil olmadığını, işkence iddialarının bulunduğunu ve mahkumların kendilerini savunma imkanından yoksun bırakıldığını vurguluyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, infazların "göstermelik" olduğunu ve muhalifleri sindirme amacı taşıdığını belirtiyor. Örgütler, LUO'nun yargı sistemi üzerindeki etkisinin arttığını ve bağımsız yargının işlevsiz hale geldiğini ifade ediyor. Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) de infazları kınayarak, uluslararası hukuka uygun yargılanma garantilerinin sağlanması çağrısında bulundu.
Libya'da 2011 devriminden sonra ülke iç savaş ve siyasi istikrarsızlıkla boğuşuyor. Ülke, doğuda Halife Hafter liderliğindeki LUO ve batıda Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) olmak üzere iki ana siyasi-askeri yapı arasında bölünmüş durumda. 2020'de varılan ateşkes sonrası siyasi süreç tıkandı ve 2021'de planlanan seçimler yapılamadı. Bu kaotik ortamda, LUO'nun kontrol ettiği bölgelerde hukuk dışı infazların artması, ülkedeki insan hakları durumunun daha da kötüleştiğini gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Libya'daki infazlar, sadece ülke içinde değil, bölgesel ve küresel düzeyde de endişe yaratıyor. Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi LUO'yu destekleyen ülkelerin infazlara sessiz kalması, insan hakları alanında çifte standarda işaret ediyor. Avrupa Birliği, infazları kınayan bir açıklama yaparak, Libya'ya yönelik silah ambargosunun önemini vurguladı. ABD Dışişleri Bakanlığı da infazları "endişe verici" olarak nitelendirdi ve tüm taraflara uluslararası hukuka saygı çağrısında bulundu.
Öte yandan, infazların Libya'daki barış sürecine etkisi de tartışılıyor. Birleşmiş Milletler himayesinde yürütülen siyasi diyalog çabaları zaten kırılgan durumda. LUO'nun infazları, batıdaki UMH ve diğer siyasi gruplarla yürütülen müzakereleri zora sokabilir. Ayrıca, infazların halka açık yapılması, toplumsal gerilimi artırarak intikam döngüsünü tetikleyebilir.
Uluslararası toplumun tepkisi ise sınırlı kaldı. BM Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelerin (ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere) Libya konusunda farklı çıkarları olması, etkili bir yaptırım veya kınama kararı alınmasını zorlaştırıyor. Rusya'nın LUO ile yakın ilişkileri, Çin'in ise ekonomik çıkarları nedeniyle sessiz kalması, infazların cezasız kalabileceği endişesini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya'da batıdaki UMH hükümetine askeri ve siyasi destek vererek, doğudaki LUO ile karşı karşıya gelmişti. 2020'deki ateşkesten sonra Türkiye, Libya'da kalıcı bir siyasi çözüm için çaba gösteriyor ve tüm taraflarla diyalog yürütüyor. LUO'nun halka açık infazları, Türkiye'nin Libya politikasında insan hakları boyutunu öne çıkarmasını gerektirebilir. Ayrıca, infazların Doğu Akdeniz'deki güvenlik dinamiklerini etkilemesi ve Türkiye'nin bölgedeki enerji işbirliği çabalarını zora sokması olası. Türkiye'nin, infazları kınayarak uluslararası toplumu ortak tavır almaya davet etmesi ve Libya'da adil yargılanma standartlarının tesis edilmesi için diplomatik girişimlerde bulunması beklenebilir.