Libya'nın başkenti Trablus'ta bulunan Ebu Selim cezaevinde 2013 yılında meydana geldiği öne sürülen gizli toplu infazlar, yıllar sonra yeniden uluslararası gündeme taşındı. Middle East Eye'ın haberine göre, olayın üzerinden neredeyse on yıl geçmesine rağmen, infazlarla ilgili soruşturmaların ve uluslararası baskıların neden şimdi arttığı sorusu yanıt arıyor. Libya'da 2011 devrimi sonrası iktidar mücadelesi ve silahlı grupların yargısız infazları, ülkenin geçiş dönemindeki en karanlık sayfalarından biri olarak biliniyor.
Olayın Arka Planı
Ebu Selim cezaevi, Muammer Kaddafi döneminde siyasi mahkumların tutulduğu ve işkence gördüğü bir yer olarak hafızalarda yer etmişti. 2011'de rejimin devrilmesinin ardından cezaevi, çeşitli silahlı grupların kontrolüne geçti. 2013 yılında, Trablus'taki Ebu Selim cezaevinde kalan çok sayıda mahkumun, özellikle de Kaddafi yanlısı olduğu iddia edilen kişilerin, gizli bir şekilde infaz edildiği öne sürüldü. O dönemde olay, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından raporlara konu oldu ancak Libya'daki siyasi kaos ve güvenlik zafiyeti nedeniyle kapsamlı bir soruşturma yürütülemedi.
İnfaz iddiaları, özellikle 2013 yılında Trablus'ta etkin olan ve daha sonra dağılan silahlı gruplarla ilişkilendirildi. Görgü tanıkları ve eski mahkumlar, cezaevinde kalan yüzlerce kişinin öldürüldüğünü, cesetlerinin akıbetinin bilinmediğini ifade etti. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, olayla ilgili raporlar yayınlayarak Libya hükümetini soruşturma açmaya çağırdı. Ancak o dönemde ülkede iki ayrı hükümetin bulunması ve silahlı çatışmaların sürmesi nedeniyle adım atılamadı.
Yıllar sonra, 2021'de Birleşmiş Milletler destekli siyasi süreç çerçevesinde geçici birlik hükümeti kuruldu ve ülkede görece istikrar sağlanmaya çalışıldı. Bu dönemde, geçmişte işlenen suçlara yönelik hesap verebilirlik talepleri yeniden gündeme geldi. Ebu Selim dosyası da bu kapsamda tekrar açıldı. 2023'te Trablus'taki savcılık, olayla ilgili yeni bir soruşturma başlattığını duyurdu ve bazı şüphelilerin gözaltına alındığı bildirildi. Ancak soruşturmanın ilerleyişi ve infaz emrini verenlerin tespit edilip edilemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Libya, 2011'den bu yana iç savaş, siyasi bölünme ve dış müdahalelerle boğuşuyor. Ülkedeki istikrarsızlık, Akdeniz'de göç krizinden terör örgütlerinin barınmasına kadar geniş bir yelpazede bölgesel güvenliği tehdit ediyor. Ebu Selim infazları gibi olaylar, Libya'da geçiş dönemi adaletinin sağlanamamasının bir sonucu olarak görülüyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), 2011'den beri Libya'daki olası savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili soruşturmalar yürütüyor. Ancak UCM'nin Libya'daki etkinliği sınırlı kaldı; çünkü ülkede merkezi bir otorite ve işbirliği eksikliği var.
Öte yandan, Libya'daki infaz iddialarının şimdi gündeme gelmesinin arkasında, ülkedeki güç dengelerinin değişmesi ve bazı silahlı grupların siyasi sürece entegre olma çabaları olabilir. Trablus merkezli hükümet, meşruiyetini güçlendirmek ve uluslararası toplumun desteğini almak için geçmişteki insan hakları ihlallerini soruşturma yoluna gidebilir. Ayrıca, 2021'de yapılması planlanan ancak ertelenen seçimler öncesinde, kamuoyunun dikkatini dağıtmak veya rakipleri yıpratmak amacıyla bu tür dosyaların açıldığı yönünde iddialar da var. Bu durum, olayın siyasi bir malzeme haline getirildiği şüphesini doğuruyor.
Uluslararası toplumun Libya'ya yönelik ilgisi, enerji kaynakları ve jeopolitik konum nedeniyle hiç azalmadı. Ancak insan hakları ihlalleri konusundaki sessizlik, Libya'da kalıcı barış ve adalet arayışını zayıflatıyor. Ebu Selim davası, Libya'da hesap verebilirliğin sağlanması için bir test niteliğinde. Eğer soruşturma somut sonuçlar doğurmazsa, bu tür olayların tekrarlanması ve toplumsal hafızada derin yaralar açması kaçınılmaz görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Libya'daki gelişmeler, Türkiye'nin Akdeniz ve Kuzey Afrika'daki stratejik çıkarlarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne askeri ve siyasi destek vererek Libya'da etkin bir aktör haline geldi. Ebu Selim infazları gibi insan hakları ihlallerinin gündeme gelmesi, Türkiye'nin desteklediği hükümetin uluslararası meşruiyetini ve itibarını zedeleyebilir. Ayrıca, Libya'da istikrarın sağlanamaması, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve göç akınları üzerinden Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, Libya'da kalıcı barış ve adalet için çaba gösterirken, geçmiş ihlallerin soruşturulması sürecine de dikkat etmeli; aksi halde bölgesel rakiplerinin propaganda malzemesi olabilir.