Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin lideri Marine Le Pen, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri için resmen adaylığını açıkladı. Le Pen, cumartesi günü Paris'te düzenlediği basın toplantısında, iktidara gelmesi halinde "hukukun üstünlüğünü yeniden tesis edeceğini" ve Fransız vatandaşlığının yeniden "ya miras yoluyla edinilen ya da hak edilen bir ayrıcalık" haline geleceğini söyledi. Le Pen'in bu çıkışı, göçmen karşıtı ve milliyetçi söylemini derinleştirerek seçmen tabanını genişletme stratejisinin bir parçası olarak yorumlandı.
Le Pen'in vaatleri ve siyasi arka plan
Marine Le Pen, uzun süredir Fransız siyasetinin en tartışmalı figürlerinden biri. Babası Jean-Marie Le Pen'in kurduğu Ulusal Cephe'nin (Front National) liderliğini 2011'de devraldıktan sonra partinin adını Ulusal Birlik (Rassemblement National) olarak değiştirdi ve partiyi ana akım siyasete taşımaya çalıştı. 2017 ve 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalan Le Pen, özellikle ekonomik milliyetçilik, göçmen karşıtlığı ve Avrupa Birliği şüpheciliği üzerinden kampanya yürüttü.
Le Pen, bu kez cumhurbaşkanlığı kampanyasını "hukukun üstünlüğü" teması üzerine inşa ediyor. Ancak bu söylem, kendisinin ve partisinin geçmişte yargıyla yaşadığı sorunlar nedeniyle dikkat çekici. Le Pen, 2022'de Avrupa Parlamentosu'ndaki usulsüzlük iddiaları nedeniyle yargılanmış ve partisi yasadışı kampanya finansmanı nedeniyle ceza almıştı. Le Pen, şimdi "hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etme" vaadiyle, bu davaları siyasi bir saldırı olarak çerçeveleyerek seçmen nezdinde mağduriyet duygusunu körüklemeyi hedefliyor.
Le Pen'in en dikkat çekici vaadi, Fransız vatandaşlığının yeniden düzenlenmesi. "Fransız olmak bir ayrıcalık olacak" diyen Le Pen, vatandaşlığın sadece doğuştan veya "hak edilerek" kazanılabileceğini savunuyor. Bu, toprak esasına dayalı vatandaşlık (jus soli) uygulamasına ciddi bir kısıtlama getirilmesi anlamına geliyor. Le Pen, ayrıca göçmenlik politikalarını sıkılaştıracağını, sınır kontrollerini artıracağını ve "Fransız değerlerini" ön plana çıkaracağını belirtti.
Fransa'da siyasi dengeler ve seçim stratejisi
Le Pen'in adaylık açıklaması, Fransa'da siyasi dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde geldi. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ikinci döneminin son yılına girilirken, anketler Le Pen'in ciddi bir rakip olduğunu gösteriyor. Son kamuoyu araştırmalarına göre, Le Pen ilk turda yüzde 30 civarında oy alabilir. Ancak ikinci turda, merkez sağ ve sol seçmenin birleşik cephesiyle karşılaşması muhtemel.
Le Pen'in stratejisi, geleneksel olarak solcu seçmenin yoğun olduğu işçi sınıfı bölgelerinde ve kırsal kesimde etkisini artırmaya dayanıyor. Ekonomik zorluklar, hayat pahalılığı ve göçmenlik endişeleri, Le Pen'in elini güçlendiren faktörler arasında. Özellikle son yıllarda Fransa'da artan enflasyon ve enerji krizi, hükümete yönelik hoşnutsuzluğu artırmış durumda. Le Pen, bu hoşnutsuzluğu kendi lehine çevirmeye çalışacak.
Ancak Le Pen'in önünde önemli engeller de var. Partisinin geçmişteki ırkçı ve antisemitik söylemleri, merkez seçmenin bir kısmını ürkütmeye devam ediyor. Le Pen, bu imajı yumuşatmak için partinin söylemini "ana akımlaştırma" stratejisi izlese de, özellikle babasının mirası ve partideki radikal unsurlar, bu çabayı zorlaştırıyor. Ayrıca, Cumhuriyetçi cephe (front républicain) geleneği, ikinci turda aşırı sağa karşı geniş bir koalisyon oluşturulmasını sağlayabilir.
Avrupa ve küresel yansımaları
Marine Le Pen'in cumhurbaşkanlığı adaylığı, sadece Fransa için değil, Avrupa Birliği ve küresel siyaset için de önemli sonuçlar doğurabilir. Le Pen, AB karşıtı bir çizgide ve abluka altındaki Avrupa entegrasyonuna karşı. Geçmişte AB'den çıkış (Frexit) konusunda referandum yapılmasını savunmuş, ancak son yıllarda bu söylemini yumuşatarak AB içinde reform yapılması gerektiğini dile getirmişti. Yine de Le Pen'in iktidara gelmesi, AB'nin geleceği açısından ciddi bir belirsizlik yaratır.
Le Pen, ayrıca NATO konusunda da şüpheci bir tutum sergiliyor. Fransa'nın NATO'nun askeri kanadından çekilmesini savunmasa da, ittifak içindeki bağlayıcılığı azaltmayı ve Avrupa'nın savunma özerkliğini güçlendirmeyi öneriyor. Bu durum, Ukrayna savaşı ve Rusya ile ilişkiler bağlamında Batı ittifakı içinde yeni tartışmalar başlatabilir. Le Pen'in Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile geçmişteki yakın ilişkileri, Batı başkentlerinde endişeyle karşılanıyor.
Göçmenlik politikaları açısından Le Pen'in zaferi, AB'nin göçmen politikasını da etkileyebilir. Fransa, AB'nin en büyük ülkelerinden biri olarak, göçmen kotaları ve sığınma politikalarında belirleyici bir role sahip. Le Pen'in sert göçmen karşıtı politikaları, diğer AB ülkelerindeki aşırı sağ partilere de cesaret verebilir. Son yıllarda Almanya'da AfD, İtalya'da Giorgia Meloni'nin partisi ve diğer ülkelerdeki aşırı sağ oluşumlar zaten yükselişte. Le Pen'in başarısı, bu dalgayı daha da güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Marine Le Pen'in cumhurbaşkanlığı adaylığı ve sert göçmen karşıtı söylemi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren sonuçlar doğurabilir. Le Pen, geçmişte Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkmış ve Türkiye'yi "İslamcı" bir tehdit olarak tanımlamıştı. Fransa'da iktidara gelmesi halinde, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni gerilimler yaşanabilir. Ayrıca, Le Pen'in göçmen karşıtı politikaları, Fransa'da yaşayan Türk toplumunu da etkileyebilir. Ancak Fransa'nın NATO içindeki konumu ve Türkiye ile ikili ilişkileri, Le Pen'in söylemlerine rağmen stratejik çıkarlar gereği sürdürülebilir. Yine de Le Pen'in yükselişi, Avrupa'da aşırı sağın güçlenmesi bağlamında Türkiye'nin AB ile ilişkilerini daha da karmaşık hale getirebilir.