Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (Rassemblement National) lideri Marine Le Pen'in Avrupa Birliği'ne yönelik vizyonu, Brüksel'de ciddi endişelere yol açıyor. Le Pen, uzun süredir AB'yi eleştirerek ulusal egemenliği savunuyor ve birliğin temel yapısını sorguluyor. Son dönemde yaptığı açıklamalarla AB karşıtı duruşunu daha da netleştiren Le Pen, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde ettiği başarıyla Avrupa siyasetinde etkisini artırdı. Fransa'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanan Le Pen, AB'nin yetkilerini kısıtlamayı ve üye ülkelerin egemenliklerini güçlendirmeyi hedefliyor.
Le Pen'in AB karşıtı söyleminin arka planı
Marine Le Pen, 2011'de babası Jean-Marie Le Pen'den devraldığı partiyi dönüştürerek ana akım siyasete taşıdı. Ancak partinin temel ideolojisinde AB karşıtlığı önemli bir yer tutuyor. Le Pen, euro para birimini ve Schengen serbest dolaşım anlaşmasını sık sık eleştiriyor, Fransa'nın AB içindeki egemenliğini kaybettiğini savunuyor. 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Emmanuel Macron'a karşı ikinci turda yarışan Le Pen, oyların yüzde 41,5'ini alarak önemli bir desteğe ulaştı. Bu sonuç, AB karşıtı söylemin Fransa'da geniş bir yankı bulduğunu gösteriyor.
Le Pen'in Avrupa vizyonu, AB'nin bir "uluslar birliği" olması gerektiği fikrine dayanıyor. Ona göre AB, ulusal kimlikleri yok sayan bir süper devlet olma yolunda ilerliyor ve bu durum üye ülkelerin bağımsızlığını tehdit ediyor. Le Pen, AB'nin karar alma mekanizmalarında ulusal parlamentoların daha fazla söz sahibi olmasını istiyor. Ayrıca göç politikaları, tarım ve balıkçılık gibi alanlarda AB'nin belirlediği kuralların Fransa'nın çıkarlarına aykırı olduğunu savunuyor.
Le Pen'in partisi, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Fransa'da oyların yaklaşık yüzde 31'ini alarak birinci parti oldu. Bu başarı, Le Pen'in AB karşıtı söyleminin Fransız seçmen nezdinde ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Ancak Le Pen, iktidara gelmesi halinde AB'den çıkmayı değil, AB'yi içeriden dönüştürmeyi hedeflediğini söylüyor. Bu strateji, Birleşik Krallık'ın AB'den ayrılması (Brexit) sonrasında daha temkinli bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
Brüksel ve Avrupa başkentlerinde yankıları
Le Pen'in yükselişi, Brüksel'de ve diğer Avrupa başkentlerinde tedirginlikle izleniyor. AB yetkilileri, Fransa gibi kurucu ve etkili bir ülkenin AB karşıtı bir lider tarafından yönetilmesinin birliğin geleceği için ciddi bir risk oluşturduğunu düşünüyor. Özellikle AB'nin genişleme politikaları, iklim hedefleri ve ortak savunma gibi konularda Fransa'nın konstruktif rolü, Le Pen'in iktidara gelmesi halinde sekteye uğrayabilir.
Le Pen'in AB karşıtı söylemi, diğer ülkelerdeki aşırı sağ partilere de ilham veriyor. Macaristan'da Viktor Orban, İtalya'da Giorgia Meloni ve Hollanda'da Geert Wilders gibi liderler, AB'nin yetkilerini sorgulayan söylemleriyle biliniyor. Le Pen'in başarısı, bu partilerin Avrupa Parlamentosu'nda daha etkili bir blok oluşturmasına yol açabilir. Nitekim Le Pen'in partisi, Avrupa Parlamentosu'nda "Kimlik ve Demokrasi" grubunun önemli bir üyesi ve bu grup, AB'nin federalleşmesine karşı çıkıyor.
Ancak Le Pen'in AB vizyonunun hayata geçmesi kolay değil. Fransa'nın AB içindeki ağırlığı ve AB hukukunun üstünlüğü, tek taraflı adımları zorlaştırıyor. Ayrıca Le Pen'in AB'den çıkış yerine reform çağrısı yapması, işbirliği kapılarını açık tutuyor. Yine de Le Pen'in cumhurbaşkanı seçilmesi halinde AB içindeki denge değişebilir ve birlik içinde yeni bir müzakere süreci başlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Marine Le Pen'in yükselişi ve AB karşıtı söylemi, Türkiye-AB ilişkileri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Le Pen, Türkiye'nin AB üyeliğine şiddetle karşı çıkıyor ve yerine "imtiyazlı ortaklık" öneriyor. Onun etkisinin artması, zaten duraklama döneminde olan Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da zorlaştırabilir. Öte yandan, AB içinde zayıflayan bir Fransa, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yeni denge arayışlarını beraberinde getirebilir. Türkiye, AB içindeki bölünmelerden faydalanarak kendi stratejik özerkliğini güçlendirme yoluna gidebilir. Ayrıca Le Pen'in savunduğu ulusal egemenlik vurgusu, Türkiye'nin AB'den beklentileriyle kısmen örtüşebilir; ancak göç ve güvenlik konularında Le Pen'in sert tutumu, işbirliğini zorlaştırabilir. Türkiye'nin, AB içindeki siyasi dalgalanmaları dikkatle izlemesi ve diplomatik kanalları açık tutması kritik önem taşıyor.