Latin Amerika'da popülist sağ akım, ABD eski Başkanı Donald Trump'ın izinden giden liderlerle kıtada hızla yayılıyor. Ekonomik durgunluk, artan yolsuzluk ve göç krizinin tetiklediği bu dönüşüm, Brezilya'dan Arjantin'e, Şili'den Peru'ya kadar birçok ülkede seçimleri ve hükümet politikalarını şekillendiriyor. The Economist'in son sayısında ele alınan bu gelişme, bölgenin siyasi haritasını yeniden çizerken, küresel dengeleri de etkileme potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, bu eğilimin sadece Latin Amerika'ya özgü olmadığını, dünya genelinde yükselen milliyetçi dalganın bir parçası olduğunu vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı: Trump Etkisi ve Yerel Dinamikler
Latin Amerika'da sağ popülizmin yükselişi, 2010'ların ortalarından itibaren hız kazandı. O dönemde Brezilya'da Dilma Rousseff'in impeachment süreci, Arjantin'de Mauricio Macri'nin seçilmesi ve Venezuela'daki kriz, sol dalganın zayıflamasına zemin hazırladı. Ancak Trump'ın 2016'da ABD başkanı seçilmesi, bölgeye yeni bir model sundu. Trump'ın göçmen karşıtı söylemleri, ticaret savaşları ve ulusalcı politikaları, Latin Amerikalı siyasetçiler için ilham kaynağı oldu.
Örneğin Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, Trump'ın açık destekçisi olarak biliniyor. 2018 seçimlerinde "Brezilya'yı yeniden büyük yapalım" sloganıyla kampanya yürüten Bolsonaro, silah taşıma haklarını genişletme, Amazon ormanlarını ticari kullanıma açma gibi politikalarıyla Trump'ı anımsattı. Benzer şekilde, Arjantin'de 2023'te seçilen Javier Milei, aşırı sağ söylemleri ve radikal ekonomik reform vaatleriyle dikkat çekiyor. Milei, Merkez Bankası'nı kapatmayı, dolarizasyonu uygulamayı ve kamu harcamalarını kısmayı vaat ediyor.
Şili'de ise 2021'de seçilen muhafazakâr başkan Gabriel Boric, başlangıçta solcu olarak bilinse de, yönetiminde ekonomi politikalarında pragmatik bir çizgiye kaydı. Bununla birlikte, Peru'da eski cumhurbaşkanı Pedro Castillo'nun görevden alınmasının ardından yapılan seçimlerde, sağcı adaylar öne çıktı. Meksika, Kolombiya ve Ekvador gibi ülkelerde de popülist söylemler yaygınlaşıyor. Bu ülkelerde siyasetçiler, Trump tarzı bir iletişim dili kullanarak, yerleşik düzen karşıtı, göçmen karşıtı ve Çin karşıtı söylemler benimsiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Ekonomik Krizden Jeopolitik Rekabete
Latin Amerika'daki bu sağ dalga, sadece iç siyaseti değil, bölgesel ve küresel ilişkileri de dönüştürüyor. Ekonomik olarak, birçok Latin Amerika ülkesi, Çin ile ABD arasında sıkışmış durumda. Çin, bölgeye yaptığı yatırımlarla (Örneğin Brezilya ve Şili'deki madencilik projeleri, Peru'daki liman inşaatları) etkisini artırırken, Trump yanlısı liderler Çin'i "sömürgeci" olarak nitelendirerek ABD ile daha yakın ilişkiler kurmayı tercih ediyor. Bolsonaro döneminde Brezilya, Çin'e karşı daha sert bir tutum benimsemiş, ancak ticari bağımlılık nedeniyle tam bir kopuş yaşanmamıştı.
Göç meselesi de bu dönüşümde kilit rol oynuyor. Venezuela'daki krizden kaçan milyonlarca göçmen, Kolombiya, Peru ve Şili gibi ülkelerde yerel halk arasında tepkiye yol açtı. Trump'ın "duvar" politikasına benzer şekilde, bazı Latin Amerika ülkeleri sınır kontrollerini sıkılaştırdı. Örneğin Şili, Venezuelalı göçmenlere vize zorunluluğu getirdi. Ekvador ve Peru da benzer önlemler aldı. Bu durum, bölgesel iş birliğini zayıflatırken, popülist liderlerin oy devşirmesine olanak tanıyor.
İklim politikaları da Trumpçı dalgadan nasibini alıyor. Bolsonaro döneminde Amazon ormanlarının yok edilmesi hızlanmış, uluslararası eleştirilere rağmen Brezilya, ormansızlaşmayı teşvik eden politikaları sürdürmüştü. Benzer şekilde, Milei'nin iklim değişikliğini "sosyalist bir komplo" olarak nitelendirmesi, Arjantin'in yenilenebilir enerji yatırımlarını tehdit ediyor. Küresel ısınmayla mücadele çabaları, bu tür söylemlerle sekteye uğrayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Latin Amerika'daki Trumpçı sağ dalga, Türkiye için dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, bölgeyle ticari ve diplomatik ilişkilerini son yıllarda artırmış durumda. Brezilya, Arjantin ve Şili, Türkiye'nin Latin Amerika'daki başlıca ticaret ortakları. Popülist sağ hükümetlerin uyguladığı korumacı politikalar, Türk ihracatçıları için ek gümrük tarifeleri veya ticaret engelleri anlamına gelebilir. Ayrıca, bu hükümetlerin Çin karşıtı söylemleri, Türkiye'nin bu ülkelerle iş birliğini zorlaştırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin kendi popülist eğilimleri düşünüldüğünde, benzer ideolojik gruplar arasında diyalog gelişebilir. Ancak genel olarak, istikrarsızlaşan bölgesel dengeler, Türkiye'nin çok yönlü dış politikası için bir fırsat ve risk dengesi oluşturuyor.