İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Kusra köyünde yaşanan son olaylar, İsrail askerlerinin aşırılıkçı Yahudi yerleşimcilere doğrudan destek verdiği yönündeki iddiaları yeniden gündeme taşıdı. Filistinli kaynaklar ve uluslararası gözlemciler, bölgede görev yapan İsrail askerlerinin, 'terörist' olarak tanımlanan yerleşimcilerin Filistinli sivillere yönelik saldırılarına göz yumduğunu, hatta bu saldırılarda yerleşimcilerin yanında yer aldığını öne sürüyor. Bu iddialar, İsrail'in işgal politikalarına yönelik eleştirileri artırırken, bölgedeki gerilimin daha da tırmanmasına neden oluyor.
Olayların Arka Planı
Kusra, Nablus'un güneyinde yer alan ve yaklaşık 2.000 Filistinlinin yaşadığı bir köy. Köy, çevresindeki yerleşim birimleri ve askeri kontrol noktaları nedeniyle sık sık gerilime sahne oluyor. Son haftalarda, köye yakın bölgelerde kurulan yasa dışı yerleşim karakolları ile Filistinli çiftçilere ait arazilere el konulması olayları artış gösterdi. Bu durum, köylüler ile yerleşimciler arasında çatışmalara yol açıyor.
Geçtiğimiz günlerde, Kusra'nın batısındaki bir zeytin bahçesinde Filistinli çiftçilere saldıran maskeli yerleşimcilerin güvenlik kameralarına yansıdığı görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Görüntülerde, İsrail askerlerinin olaya müdahale etmek yerine, yerleşimcilerin saldırılarını izlediği ve hatta bazı askerlerin yerleşimcilere su ve yiyecek ikram ettiği iddia ediliyor. Filistinli yetkililer, bu görüntülerin İsrail askerlerinin yerleşimcilere verdiği desteğin açık bir kanıtı olduğunu savunuyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise iddiaları yalanlayarak, askerlerin bölgede güvenliği sağlamakla görevli olduğunu ve herhangi bir yasa dışı eyleme göz yummadıklarını belirtti. Ancak, uluslararası insan hakları örgütleri ve Birleşmiş Milletler yetkilileri, benzer olayların defalarca yaşandığını ve İsrail askerlerinin yerleşimcilere karşı yumuşak davrandığını, Filistinlilere yönelik ise sert müdahalelerde bulunduğunu raporlarında dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, sadece yerel bir çatışma olmanın ötesinde, İsrail-Filistin meselesinin temel dinamiklerini gözler önüne seriyor. İsrail'in 1967'den bu yana sürdürdüğü işgal politikası ve yerleşim faaliyetleri, uluslararası hukuka aykırı olmasına rağmen devam ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in işgal altındaki topraklardaki yerleşim faaliyetlerini 'saldırganlık' olarak nitelendiriyor ve bu yerleşimlerin meşruiyetini reddediyor.
Ancak, İsrail'in en büyük müttefiki olan ABD, yerleşim politikalarına verdiği destekle eleştiriliyor. Özellikle son yıllarda, ABD yönetimlerinin İsrail'e verdiği diplomatik ve askeri destek, uluslararası toplumda rahatsızlık yaratıyor. Avrupa Birliği de yerleşim faaliyetlerini kınayarak, İsrail'e karşı bazı yaptırımları gündeme getiriyor; ancak bu yaptırımlar şimdiye kadar sembolik düzeyde kaldı.
Bölgesel olarak, Arap ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'in Filistinlilere yönelik baskılarını sert dille kınıyor. Son dönemde normalleşme adımları atan bazı Arap ülkeleri (BAE, Bahreyn, Fas, Sudan) ile İsrail arasındaki ilişkiler, Filistin davasına ihanet olarak yorumlanıyor. Bu durum, Filistin halkı arasında hayal kırıklığına neden olurken, radikal grupların da elini güçlendiriyor.
Kusra'daki olaylar, İsrail'in iç siyasetinde de yankı buluyor. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağ koalisyon hükümeti, yerleşimcilerin faaliyetlerine verdiği destekle biliniyor. İçişleri Bakanı ve aşırı sağcı parti lideri Itamar Ben-Gvir'in, yerleşimcilere yönelik her türlü yasal takibatı engelleyeceğini açıklaması, uluslararası toplumda infial yarattı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği bir kez daha ön plana çıkarıyor. Türkiye, tarihsel olarak Filistin halkının yanında yer almış ve İsrail'in işgal politikalarını şiddetle kınamıştır. Kusra'daki olaylar, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini daha da güçlendirmesine yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım faaliyetleri ve Filistinli gruplarla ilişkileri, bu tür olayların ardından daha da önem kazanıyor. Ankara'nın, uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunma ve İsrail'in yasa dışı yerleşim politikalarına karşı küresel bir kamuoyu oluşturma çabaları, bu olaylarla birlikte hız kazanabilir. Türkiye'nin bu tutumu, hem bölgesel liderlik iddiasını güçlendirmekte hem de Müslüman dünyasındaki prestijini artırmaktadır.