Uluslararası alanda, ülkelerin küresel ticaret sistemine yönelik tutumlarında belirgin bir değişim yaşanıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın, küresel ticaretin adil olmadığı ve mevcut düzenin ABD'nin aleyhine işlediği yönündeki argümanlarına daha fazla ülke katılıyor. Trump'ın uyguladığı tarifeler ve ticaret politikaları, başlangıçta geniş çapta eleştirilse de, son dönemde birçok ülke benzer önlemler almayı değerlendiriyor. Bu değişim, küresel ticaret dinamiklerinde önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor.
Ticaret Savaşlarının Arka Planı
Trump yönetimi, 2018 yılından bu yana Çin başta olmak üzere birçok ülkeye yönelik tarifeler uygulayarak küresel ticaret savaşlarını başlattı. Bu politikalar, serbest ticaret savunucuları tarafından sert şekilde eleştirildi ve dünya ekonomisinde belirsizlik yarattı. Ancak, salgın sonrası dönemde ortaya çıkan tedarik zinciri sorunları, artan enflasyon ve jeopolitik gerilimler, birçok ülkenin ticaret politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, yerli sanayilerini korumak ve stratejik sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmak için tarifeler ve diğer ticaret engellerine daha sıcak bakmaya başladı.
Avrupa Birliği, ABD'nin çelik ve alüminyum tarifelerine karşı misilleme önlemleri alırken, Çin de kendi tarifelerini artırdı. Ancak son zamanlarda, bazı AB ülkeleri ve Asya ülkeleri, kritik teknolojilerde ve yeşil enerji sektöründe yerli üretimi teşvik etmek için benzer korumacı politikalar benimsiyor. Bu durum, Trump'ın "ticaretin adil olmadığı" tezinin yankı bulduğunu gösteriyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) verilerine göre, 2023 yılında küresel ticaret hacmi yalnızca %1,7 artış gösterdi; bu, son on yılın en düşük artış oranlarından biri. Artan tarifeler ve ticaret kısıtlamaları, küresel büyümeyi olumsuz etkiliyor. Ancak birçok ülke, kısa vadeli ekonomik kayıplara rağmen uzun vadede stratejik kazanımlar elde etmeyi hedefliyor. Örneğin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler, yerli üretimi artırmak için ithalata yönelik tarifeleri yükseltti. ABD ise Çin'e karşı teknoloji yaptırımlarını sürdürüyor ve kritik minerallerde tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, artan korumacılığın küresel ekonomiyi parçalayabileceği ve verimliliği düşürebileceği uyarısında bulunuyor. Buna karşın, birçok ülke ulusal güvenlik ve ekonomik dayanıklılık gerekçesiyle tarifeleri bir araç olarak görüyor. Bu görüş değişimi, küreselleşmenin altın çağının sona erdiği ve yeni bir ticaret düzeninin şekillendiği yorumlarına yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel ticaret sistemindeki bu değişimden doğrudan etkileniyor. ABD ile yaşanan tarife anlaşmazlıkları ve AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi tartışmaları, Türkiye'nin dış ticaret politikasında önemli başlıklar. Türkiye, son yıllarda yerli üretimi ve ihracatı artırmak için çeşitli teşvikler uyguluyor. Ancak küresel ticaretteki parçalanma, Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomiler için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Özellikle Avrupa'daki resesyon riski ve ABD-Çin gerilimi, Türkiye'nin ticaret ortaklarını çeşitlendirmesini gerekli kılıyor. Türkiye, Afrika ve Asya pazarlarına yönelerek bu dalgalanmalardan korunmaya çalışabilir. Ayrıca, savunma sanayii ve teknoloji alanında kendi kendine yeterlilik hedefi, küresel trendlerle uyumlu görünüyor.