Küresel tahvil getirileri yükselirken, yatırımcıların riskli varlıklara olan talebi güçlü seyrediyor. Hisse senedi ve kredi piyasaları, artan şirket kârları ve ekonomik toparlanma beklentileriyle yükselişini sürdürüyor. Bu durum, geleneksel olarak tahvil getirilerindeki artışın riskli varlıklardan çıkışa yol açması beklenirken, piyasalarda farklı bir dinamik olduğunu gösteriyor.
Tahvil Getirilerindeki Yükselişin Arka Planı
ABD 10 yıllık Hazine tahvili getirisi son haftalarda yüzde 1,5'in üzerine çıkarak dikkat çekici bir artış kaydetti. Benzer şekilde, Almanya, İngiltere ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerin tahvil getirileri de yükseliş trendinde. Bu yükselişin arkasında, merkez bankalarının pandemi döneminde uyguladığı ultra gevşek para politikalarından kademeli olarak çıkılacağı beklentisi yatıyor. Özellikle ABD Merkez Bankası'nın (Fed) enflasyon hedeflemesinde esneklik tanıması ve varlık alımlarını azaltabileceği sinyalleri, tahvil piyasalarında satış baskısı oluşturdu.
Ancak tahvil getirilerindeki artışa rağmen, hisse senedi piyasaları rekor seviyelere yakın seyrediyor. S&P 500 endeksi, teknoloji ve tüketici devlerinin güçlü bilançolarıyla desteklenerek yıl başından bu yana önemli kazançlar elde etti. Kredi piyasalarında da şirket tahvillerine olan talep güçlü; yatırım yapılabilir seviyedeki şirket tahvillerinin getirileri tarihsel olarak düşük seviyelerde. Bu tablo, yatırımcıların ekonomik toparlanmaya ve şirket kârlılığına güvendiğini gösteriyor.
Küresel Piyasalarda Risk İştahı ve Bölgesel Farklılıklar
Risk iştahındaki bu güçlü seyir, sadece ABD ile sınırlı değil. Avrupa'da da hisse senedi piyasaları, aşılamanın hızlanması ve ekonomik yeniden açılma beklentileriyle yükseliyor. Asya piyasalarında ise Çin'in ekonomik büyümesinin yavaşladığına dair işaretler ve emlak sektöründeki sorunlar risk algısını bir miktar baskılıyor. Yine de küresel ölçekte, yatırımcıların riskli varlıklara yönelimi devam ediyor.
Uzmanlar, tahvil getirilerindeki artışın bir noktadan sonra hisse senedi piyasaları için risk oluşturabileceği uyarısında bulunuyor. Eğer getiriler çok hızlı yükselirse, borçlanma maliyetleri artacak ve şirket kârlılıkları olumsuz etkilenebilecek. Ancak şu an için piyasalar, getiri artışını ekonomik iyileşmenin bir yansıması olarak görüyor ve bu durum risk iştahını körüklüyor.
Öte yandan, gelişmekte olan ülkeler de bu ortamdan farklı şekillerde etkileniyor. Türkiye gibi yüksek dış borcu olan ülkeler için küresel faizlerdeki yükseliş, borçlanma maliyetlerini artırarak baskı oluşturabilir. Ancak aynı zamanda, küresel risk iştahı gelişmekte olan ülke varlıklarına talebi destekleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel tahvil getirilerindeki yükseliş ve risk iştahındaki güçlü seyir, Türkiye ekonomisi için karışık bir tablo çiziyor. Bir yandan, küresel risk iştahı Türk tahvil ve hisse senedi piyasalarına sermaye girişini destekleyebilir; bu da TL varlıklara talebi artırabilir. Öte yandan, ABD tahvil getirilerindeki artış, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyebilir ve Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini yükseltebilir. Ayrıca, Fed'in olası bir faiz artırımı veya varlık alımlarını azaltması, TL üzerinde değer kaybı baskısı yaratabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin makroekonomik istikrarı ve para politikası duruşu, küresel finansal koşullardaki bu değişime karşı kırılganlığını belirleyecek.