İsveç'in Uppsala Üniversitesi bünyesindeki Barış ve Çatışma Araştırmaları Departmanı (UCDP) tarafından yayımlanan son rapor, küresel şiddetin kayıtlara geçen en yüksek seviyeye ulaştığını ortaya koydu. Araştırmacı Therése Pettersson, NPR muhabiri Leila Fadel’e yaptığı açıklamada, özellikle sivillere yönelik doğrudan saldırıların bu artışta belirleyici rol oynadığını belirtti. Rapora göre, 2023 yılında dünya genelinde 100 bini aşkın kişi çatışmalar nedeniyle hayatını kaybetti. Bu sayı, Soğuk Savaş sonrası dönemin en yüksek ölüm rakamı olarak kayıtlara geçerken, sivil kayıpların toplam ölümlerin yüzde 70'inden fazlasını oluşturması dikkat çekiyor.
Artan Çatışma Yoğunluğu ve Sivil Hedefler
UCDP verileri, küresel şiddetin 2022'den 2023'e yüzde 20 arttığını gösteriyor. Bu ivme, büyük ölçüde Ukrayna'daki savaş, Gazze'deki İsrail-Hamas çatışması, Sudan'daki iç savaş ve Myanmar'daki askeri cuntaya karşı direnişten kaynaklanıyor. Pettersson, çatışmaların sadece askeri hedefleri değil, aynı zamanda okul, hastane ve pazar gibi sivil alanları da hedef aldığına dikkat çekiyor. Özellikle Ukrayna'da Rusya'nın enerji altyapısına yönelik saldırıları, Gazze'de hastanelerin bombalanması gibi olaylar, uluslararası insancıl hukukun sistematik ihlali olarak değerlendiriliyor. Araştırmacılar, çatışma bölgelerinde sivil korumanın neredeyse imkansız hale geldiğini ve bunun insani krizi derinleştirdiğini söylüyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Şiddetin küresel boyutu, yalnızca doğrudan ölüm ve yıkımla sınırlı değil. Mülteci akımları, gıda güvensizliği ve ekonomik çöküş, çatışmaların yayıldığı bölgelerde domino etkisi yaratıyor. Afrika Boynuzu'ndaki çatışmalar kıtlığı körüklerken, Doğu Avrupa'daki savaş enerji fiyatlarını artırdı. Pettersson, küresel barışın sağlanması için diplomatik çabaların yetersiz kaldığını ve uluslararası kurumların bu krize müdahalede başarısız olduğunu vurguluyor. Rapora göre, çatışmaların yüzde 90'ı iç savaş veya devlet dışı aktörler arasında yaşanıyor. Bu durum, geleneksel barışı koruma misyonlarının etkisizleşmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel şiddetin tırmanması, Türkiye için doğrudan güvenlik riskleri taşıyor. Suriye, Irak, Libya ve Kafkasya gibi komşu bölgelerdeki çatışmalar, zaman zaman Türkiye'yi sınır ötesi operasyonlara ve mülteci akınlarına maruz bırakıyor. Ukrayna savaşının Karadeniz'de yarattığı gerilim, Ankara'nın güvenlik dengelerini zorluyor. Ekonomik açıdan, artan enerji fiyatları ve tedarik zinciri sorunları, Türkiye'nin ithalata bağımlı yapısını olumsuz etkiliyor. Bu nedenle Ankara, hem diplomatik inisiyatiflerle (örneğin, tahıl koridoru müzakereleri) hem de savunma sanayiinde yerli üretimi artırarak çok yönlü bir strateji izlemeye çalışıyor. Ancak küresel istikrarsızlık, Türkiye'nin dış politikasında denge arayışını her zamankinden kritik hale getiriyor.