Küresel hisse senedi piyasaları, artan jeopolitik gerilimler ve güçlenen stagflasyon endişelerinin birleştiği 'mükemmel fırtına' nedeniyle yeni bir satış dalgasıyla sarsıldı. Asya borsalarında başlayan sert düşüşler, Avrupa ve ABD vadeli işlemlerine de yansıdı. Yatırımcılar, merkez bankalarının faiz artırımlarına rağmen enflasyonla mücadelede yetersiz kalacağı ve ekonomik büyümenin duracağı korkusuyla riskli varlıklardan kaçıyor. Bu gelişme, küresel ekonominin resesyona sürüklenebileceği yönündeki endişeleri yeniden alevlendirdi.
Satış Dalgasının Nedenleri
Asya borsalarında başlayan satış dalgasının arkasında, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) agresif faiz artırımlarına devam edeceği beklentisi ve Çin'de artan COVID-19 vakaları nedeniyle yeniden uygulanabilecek kapanma önlemlerinin tedarik zincirlerini sekteye uğratacağı endişesi yatıyor. Japonya'da Nikkei endeksi yüzde 2,5'in üzerinde değer kaybederken, Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 3'e yakın geriledi. Hong Kong Hang Seng Endeksi ise son 11 yılın en düşük seviyesine inerek satışın boyutunu gözler önüne serdi. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 4,2'nin üzerine çıkarak 2008'den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Bu durum, hisse senedi piyasaları üzerinde baskıyı artırıyor.
Avrupa'da gösterge endekslerden pan-Avrupa Stoxx 600, güne yüzde 1,7 düşüşle başladı. Almanya'da DAX, İngiltere'de FTSE 100 ve Fransa'da CAC 40 endeksleri de benzer kayıplar yaşadı. ABD'de Dow Jones vadeli işlemleri 300 puan, S&P 500 vadeli işlemleri ise yüzde 1,3 değer kaybetti. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve Avrupa'da artan doğalgaz maliyetleri, şirket kâr marjlarını olumsuz etkileyerek enflasyonist baskıları körüklüyor. Özellikle Almanya'da enerji yoğun sektörlerdeki şirketlerin üretimlerini azaltma kararı alması, sanayi üretiminde ciddi düşüşlerin habercisi olarak yorumlanıyor.
Yatırımcılar, yarın açıklanacak ABD enflasyon verisi öncesinde temkinli davranıyor. Analistler, verinin Fed'in izleyeceği politika yoluna ışık tutacağını belirtiyor. Öte yandan İran'daki protestoların yayılması ve Rusya'nın Ukrayna'da enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırması, jeopolitik riskleri yeniden ön plana çıkarıyor. Yaptırımların sıkılaştırılması ve petrol fiyatlarındaki oynaklık, küresel büyümeyi tehdit eden unsurlar olarak değerlendiriliyor.
Küresel Etkiler ve Olası Gidişat
Küresel piyasalardaki bu satış dalgası, gelişmekte olan ülkeleri de olumsuz etkiliyor. Doların güçlenmesi, bu ülkelerin dış borç yükünü artırırken, sermaye çıkışlarını hızlandırıyor. Türkiye, Arjantin, Güney Afrika gibi ülkelerin para birimleri değer kaybederken, merkez bankaları faiz artırımına gitmek ya da piyasaya müdahale etmek zorunda kalabilir. Uluslararası Para Fonu (IMF), önümüzdeki günlerde yayınlayacağı Dünya Ekonomik Görünüm raporunda küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmeye hazırlanıyor. Bu durum, dünya genelinde resesyon endişelerinin ne kadar ciddiye alındığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Bazı analistler, bu satışların aşırı olduğunu ve yıl sonuna doğru bir toparlanma yaşanabileceğini savunuyor. Ancak çoğunluk, enflasyonun kalıcı olduğu bir ortamda merkez bankalarının gevşek para politikasına dönmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla piyasaların önümüzdeki aylarda da dalgalı seyretmesinin beklendiğini belirtiyor. Özellikle emeklilik fonları ve sigorta şirketleri gibi büyük kurumların portföylerini yeniden dengelemesi, piyasalardaki oynaklığın süreceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel piyasalardaki bu çalkantı, Türkiye ekonomisi için de önemli riskler barındırıyor. Artan küresel risk iştahı azalması ve doların güçlenmesi, Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir ve cari açığın finansmanını zorlaştırabilir. Ancak Türkiye'nin son yıllarda uyguladığı alternatif ekonomi politikaları sayesinde dış şoklara karşı direncinin arttığını söylemek mümkün. Öte yandan, enerji ithalatına bağımlılık ve küresel emtia fiyatlarındaki yükseliş, enflasyonist baskıları artırabilir. Yetkililerin olası sermaye çıkışlarına karşı koymak için ek adımlar atması gerekebilir. Ayrıca bu süreç, Türkiye'nin bölgesinde enerji ve tedarik merkezi olma hedefini öne çıkarabilir; Avrupa ile enerji alanında yeni iş birlikleri ve ticari anlaşmalar için fırsat penceresi açabilir.