Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre, küresel havayolu şirketleri, İran'da patlak veren savaşın tetiklediği yakıt fiyatı şoku nedeniyle 2026 yılı kâr tahminlerini önemli ölçüde aşağı yönlü revize etti. IATA Genel Müdürü Willie Walsh yaptığı açıklamada, jet yakıtı fiyatlarının çatışmaların başlamasından bu yana yüzde 40'tan fazla arttığını ve bu durumun sektörün maliyet yapısını kökünden değiştirdiğini belirtti. Walsh'a göre, taşıyıcılar marjlarını korumak için kârlı olmayan rotaları kesmeye başladı ve bu eğilimin önümüzdeki aylarda daha da belirginleşmesi bekleniyor. Özellikle Asya-Pasifik bölgesindeki uzun mesafeli uçuşlar, artan maliyetler karşısında en kırılgan hatlar arasında yer alıyor. Savaşın başlangıcından bu yana hızla yükselen bilet fiyatlarının ise kısa vadede gerilemesi beklenmiyor. Walsh, tüketicilerin önümüzdeki seyahat sezonunda ciddi fiyat artışlarıyla karşılaşacağını vurguladı.
Yakıt maliyetleri ve rota düzenlemeleri
Havayolu sektörü, toplam işletme maliyetlerinin ortalama yüzde 25 ila 30'unu oluşturan yakıt giderlerindeki bu ani sıçramayı yönetmekte zorlanıyor. IATA'nın yayımladığı güncellenmiş tahminlere göre, 2026 yılı için beklenen net kâr rakamları ilk projeksiyonlara kıyasla yaklaşık yüzde 35 oranında düşürüldü. Özellikle düşük maliyetli taşıyıcılar ve ince marjlarla çalışan bölgesel havayolları, bu yeni maliyet ortamına uyum sağlamakta zorlanıyor. Walsh, krizin aşılması için havalimanı ücretlerinde geçici indirimler ve hükümetlerin vergi muafiyetleri gibi destekleyici politikaların devreye alınması gerektiğini ifade etti. Ancak şu ana kadar bu yönde somut bir adım atılmış değil. Sektör temsilcileri, özellikle Ortadoğu üzerinden geçen rotaların güvenlik riski ve sigorta primlerindeki artış nedeniyle ek maliyet yüküyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Iran hava sahasının kısmen kapatılması, bazı havayollarını alternatif rotalar kullanmaya itti ve bu da uçuş sürelerini uzatarak yakıt tüketimini daha da artırdı.
Öte yandan, talep tarafında henüz belirgin bir daralma olmamakla birlikte, yükselen bilet fiyatlarının özellikle fiyat duyarlı turistik segmentte talebi azaltabileceği öngörülüyor. IATA, 2026 yılı için yolcu sayısı tahminlerini de revize ederek, büyüme hızının bir önceki yıla göre 1,5 puan daha düşük olacağını açıkladı. Bu durum, özellikle turizm gelirlerine bağımlı ekonomiler için ek bir risk unsuru oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran savaşının yarattığı yakıt şoku, yalnızca havayolu sektörünü değil, küresel enerji piyasalarını da derinden etkiliyor. Brent petrol fiyatları çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte varil başına 120 doların üzerine çıkarak son sekiz yılın en yüksek seviyesini gördü. ABD ve Avrupa Birliği'nin İran'a yönelik ek yaptırımları ise arz sıkıntısını derinleştiriyor. Havayolu sektörü, bu jeopolitik krizin etkilerini hafifletmek için hedge (riskten korunma) stratejilerine başvursa da, birçok taşıyıcının bu hamle için yeterli finansal esnekliğe sahip olmadığı belirtiliyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki havayolları, artan yakıt maliyetlerini bilet fiyatlarına tam olarak yansıtamadığı için mali sıkıntı çekiyor. Asya-Pasifik bölgesi, hem enerji ithalat bağımlılığı hem de düşük marjlı taşıyıcıların yoğunluğu nedeniyle en kırılgan bölge olarak öne çıkıyor. Avrupa ve Kuzey Amerika'daki büyük taşıyıcılar ise daha güçlü bilançoları sayesinde krizi nispeten daha iyi yönetiyor, ancak onlar da kârlılık hedeflerini aşağı çekmek zorunda kaldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk havacılık sektörü ve dış politikası açısından iki yönlü bir etki yaratıyor. Bir yandan Türk Hava Yolları gibi büyük taşıyıcılar, yakıt maliyetlerindeki artış nedeniyle kâr marjlarında baskıyla karşı karşıya. Diğer yandan, İran hava sahasının kısmen kapatılması, Türkiye üzerinden geçen alternatif rotaların değerini artırarak Türkiye'yi önemli bir transit merkez haline getirebilir. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkilerken, turizm sektörü de artan uçuş maliyetleri nedeniyle zorlanabilir. Dış politika açısından, bölgede artan gerginlik Ankara'yı diplomatik girişimlere yöneltirken, Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi arabuluculuk rolünü güçlendirme fırsatı doğabilir. Ancak savaşın Türkiye'nin güney sınırlarına yakınlığı, güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor.