Küresel finansal mimari, gelişmekte olan ülkeleri açmazda bırakıyor: Borç ödemeleri, çocukların eğitimi gibi temel kamu harcamalarının önüne geçiyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, düşük gelirli ülkelerin borç servisi, 2022'de milli gelirlerinin ortalama %9,3'üne ulaştı; bu oran 2011'de sadece %3,1'di. Bu tablo, milyonlarca çocuğun okula gönderilememesi veya eğitim kalitesinin düşmesi anlamına geliyor. Uzmanlar, mevcut küresel finansal sistemin adaletsizliğine dikkat çekerek, kapsamlı bir reform çağrısı yapıyor.
Borç Kıskacı: Eğitimden Çalınan Bütçeler
Küresel Güney ülkeleri, pandemi sonrası artan borç yükü ve yükselen faiz oranlarıyla mücadele ediyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın öncülüğündeki geleneksel borç yapılandırma mekanizmaları, ülkelerin kalkınma hedeflerini göz ardı ediyor. Örneğin, Afrika ülkeleri 2023'te borç ödemelerine eğitim harcamalarının dört katından fazla kaynak ayırdı. UNICEF'in raporuna göre, Sahra Altı Afrika'da 98 milyon çocuk hâlâ okula gidemiyor; bu sayı, borç krizi derinleştikçe artıyor. Ülkeler, bütçelerini kemer sıkma politikalarıyla dengelemeye çalışırken, en kırılgan kesim olan çocukların eğitimi ilk kurban oluyor.
Dünya Bankası verileri, 2020-2022 arasında 28 düşük gelirli ülkenin eğitim harcamalarını reel olarak düşürdüğünü gösteriyor. Bu ülkelerin çoğu, borç yükümlülüklerini yerine getirmek için sosyal harcamaları kısmak zorunda kaldı. Eğitim harcamalarındaki kesintiler, öğretmen maaşlarının düşmesi, okul altyapısının bakımsız kalması ve eğitim materyallerinin eksilmesi anlamına geliyor. Kız çocukları ve yoksul ailelerin çocukları, bu durumdan en fazla etkilenen gruplar.
Adaletsiz Finansal Düzen: Reform Çağrıları
Mevcut borç yapılandırma süreçleri, alacaklı ülkelerin ve özel kreditörlerin çıkarlarını ön planda tutuyor. Gelişmekte olan ülkeler, borç erteleme veya silme taleplerinde yeterli destek bulamıyor. Birleşmiş Milletler, 2023'te yayımladığı raporda, küresel finansal mimarinin gelişmekte olan ülkelerin kalkınma ihtiyaçlarını karşılayamadığını ve kapsamlı bir reform gerektiğini belirtti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, "Borç ödemeleri, insanların temel ihtiyaçlarından daha öncelikli hale gelmemeli" diyerek, uluslararası topluma çağrıda bulundu.
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre, gelişmekte olan ülkelere yönelik resmi kalkınma yardımları 2022'de 204 milyar dolara ulaştı, ancak bu miktar borç ödemelerinin sadece üçte birini karşılıyor. Çin, Hindistan gibi yükselen ekonomilerin de dahil olduğu yeni kreditörler, borç yönetiminde daha şeffaf ve sürdürülebilir yaklaşımlar benimsemeye çağrılıyor. Uzmanlar, borç takası (debt-for-education swaps) gibi yenilikçi mekanizmaların yaygınlaştırılmasını öneriyor.
Küresel borç krizi, aynı zamanda jeopolitik bir boyut taşıyor. Gelişmekte olan ülkeler, finansal ihtiyaçlarını karşılamak için Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi gibi alternatif kaynaklara yöneliyor. Bu durum, ABD ve Avrupa Birliği'nin etki alanını daraltıyor. Uluslararası toplumun reform yapmaması, bu ülkeleri daha da Rusya ve Çin'e yakınlaştırabilir. Bu nedenle, eğitim yatırımları sadece insani bir mesele değil, aynı zamanda stratejik bir öncelik olarak görülmeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin uluslararası kalkınma işbirliği politikaları açısından önemli bir ders içeriyor. Türkiye, Afrika ve Orta Asya'da eğitim altyapısına yatırım yaparken, bu ülkelerin borç yükü altında ezilmesi, yatırımların sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) aracılığıyla yürütülen projeler, borç krizinden olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, Türkiye'nin küresel finansal mimaride daha adil bir düzen için sesini yükseltmesi, gelişmekte olan ülkelerle dayanışmasını güçlendirir ve diplomatik nüfuzunu artırır. Bu bağlamda, Türkiye'nin borç yapılandırma reformlarına aktif destek vermesi, hem insani değerlere uygun hem de stratejik bir hamle olacaktır.