Küresel ekonomi, 2025 yılına yavaşlayan büyüme, artan jeopolitik gerilimler ve büyük ekonomilerdeki seçim belirsizlikleriyle giriyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası'nın son raporlarına göre, dünya ekonomisinin büyüme hızı önümüzdeki yıl yüzde 2,7 seviyesine gerileyebilir. Bu yavaşlama, pandemi sonrası toparlanmanın etkisini yitirmesi, sıkı para politikalarının gecikmeli etkileri ve ticaret kısıtlamalarının artmasıyla açıklanıyor.
Küresel Büyüme ve Enflasyon Dinamikleri
IMF'nin Ekim 2024 tarihli Dünya Ekonomik Görünümü raporuna göre, küresel büyümenin 2024'te yüzde 3,2, 2025'te ise yüzde 2,7 olması bekleniyor. Gelişmiş ekonomilerde büyüme yüzde 1,8'e kadar düşerken, gelişmekte olan piyasalar yüzde 4,2 civarında bir büyüme sergileyecek. Ancak bu ortalamanın altında kalan ülkeler arasında Türkiye de yer alıyor; IMF, Türkiye için 2025 büyüme tahminini yüzde 2,7 olarak açıkladı. Enflasyon ise küresel ölçekte yüzde 5,8'den yüzde 4,3'e gerileyecek olsa da, hizmet enflasyonundaki katılık ve jeopolitik şoklar risk oluşturmaya devam ediyor.
Merkez bankaları, enflasyonla mücadelede faiz indirimlerine başlasa da temkinli bir yol izliyor. ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini yüzde 5,25-5,50 aralığında sabit tutarken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) Haziran 2024'te ilk indirimi yaptı. Japonya Merkez Bankası ise negatif faiz politikasından çıkarak normalleşme adımları atıyor. Bu farklılaşan para politikaları, döviz kurlarında dalgalanmalara ve sermaye akımlarında oynaklığa yol açıyor.
Jeopolitik Riskler ve Ticaret Gerilimleri
Küresel ekonominin önündeki en büyük risklerden biri, artan jeopolitik gerilimler. Rusya-Ukrayna savaşı enerji ve tahıl piyasalarında istikrarsızlık yaratmaya devam ederken, Orta Doğu'daki çatışmalar petrol arzına ilişkin endişeleri artırıyor. Kızıldeniz'deki Husi saldırıları nedeniyle küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si Süveyş Kanalı yerine Ümit Burnu'nu kullanmak zorunda kalıyor; bu da nakliye maliyetlerini ve teslim sürelerini artırıyor.
ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı da yeni bir boyut kazandı. ABD, Çin'e yönelik çip ve yeşil teknoloji ürünlerine ek gümrük vergileri getirirken, Çin de karşı önlemler alıyor. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesine ve 'friend-shoring' olarak adlandırılan dost ülkelerle ticaret eğiliminin güçlenmesine neden oluyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), 2024'te mal ticaret hacminin yüzde 2,6 artacağını, ancak 2025'te bu oranın yüzde 3,3'e çıkabileceğini öngörüyor; ne var ki artan korumacılık önlemleri bu tahminleri aşağı yönlü risklere açık hale getiriyor.
Enerji fiyatları da dalgalı bir seyir izliyor. Brent petrol, 2024'te varil başına 75-90 dolar aralığında işlem gördü. OPEC+ ülkelerinin üretim kısıtlamalarını sürdürmesi ve İran'a yönelik yaptırımların sıkılaşması fiyatları yukarı çekerken, zayıf talep ve artan ABD üretimi dengeleyici bir rol oynuyor. Doğal gaz fiyatları ise Avrupa'da ılıman kış koşulları sayesinde görece istikrarlı. Ancak jeopolitik bir şok, enerji fiyatlarında hızlı bir yükselişe neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel ekonomideki yavaşlama ve jeopolitik riskler, Türkiye ekonomisi için hem fırsatlar hem de tehditler barındırıyor. İhracat pazarlarındaki durgunluk, Türkiye'nin büyüme performansını olumsuz etkileyebilir; özellikle Avrupa Birliği'ne yapılan ihracat, toplam ihracatın yarısından fazlasını oluşturuyor. Öte yandan, artan jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kaymaları, Türkiye'yi alternatif bir üretim üssü haline getirebilir. Ancak yüksek enflasyon, cari açık ve döviz kuru oynaklığı, bu potansiyelin hayata geçirilmesini zorlaştırıyor. Türkiye'nin 2025'te dış finansman ihtiyacı ve jeopolitik konumu, ekonomik istikrar için kritik olmaya devam edecek.