Financial Times'ın kıdemli ekonomi yorumcusu Martin Wolf'a göre dünya ekonomisi son yıllarda dikkate değer bir dayanıklılık sergiliyor. Ancak Wolf, bu durumun büyük ölçüde şans faktöründen kaynaklandığını ve şansın sonsuza kadar sürmeyeceğini vurguluyor. Küresel ekonomi, pandemiden savaşlara, tedarik zinciri krizlerinden enerji şoklarına kadar pek çok badireyi atlatmış olsa da Wolf, bu başarının sürdürülebilirliği konusunda uyarıyor. Ona göre, ekonomilerin uzun vadeli kırılganlıkları göz ardı edilmemeli.
Ekonomik dayanıklılığın arka planı
Wolf, küresel ekonominin son dönemdeki direncinin ardında bir dizi tesadüfi faktör olduğunu belirtiyor. Pandeminin hemen ardından gelen toparlanma, merkez bankalarının agresif parasal genişlemesi ve hükümetlerin devreye soktuğu mali teşvikler sayesinde hızlı olmuştu. Ancak Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle tetiklenen enerji krizi, birçok ülkeyi resesyonun eşiğine getirdi. Wolf, burada şansın devreye girdiğini ifade ediyor: Ilıman bir kış, enerji fiyatlarının beklenenden düşük kalmasını sağladı; Çin'deki ekonomik yavaşlama ise emtia talebini sınırlayarak enflasyonist baskıları hafifletti. Ayrıca, ABD ve Avrupa'da işgücü piyasalarının beklenmedik ölçüde güçlü kalması, talebi destekledi ve resesyonun derinleşmesini önledi. Wolf, bu faktörlerin birleşiminin geçici bir rahatlama sağladığını ancak yapısal sorunların hâlâ çözülmediğini vurguluyor.
Wolf'un analizine göre, merkez bankalarının faiz artırımlarına rağmen enflasyonun yavaş yavaş düşmesi, ekonominin "yumuşak iniş" yapabileceğine dair umutları artırdı. Ancak yazar, bu iyimserliğin temelsiz olabileceği konusunda uyarıyor. Zira birçok ülke, özellikle gelişmekte olan ekonomiler, yüksek borç yükü altında eziliyor. Küresel faiz oranlarının yüksek kalmaya devam etmesi durumunda, bu ülkelerin borç servisi yapması zorlaşacak ve yeni bir finansal kriz tetiklenebilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimlerin artması, ticaret savaşlarının derinleşmesi ve iklim değişikliğinin yol açtığı doğal afetler, küresel ekonomiyi kırılgan kılan diğer unsurlar.
Küresel ve bölgesel boyutlar
Wolf'un yazısı, küresel ekonominin karşı karşıya olduğu riskleri sıralarken özellikle Asya'ya dikkat çekiyor. Çin'in yavaşlaması, bölge ekonomileri üzerinde doğrudan bir etki yaratırken, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması da Asya için yeni fırsatlar ve tehditler barındırıyor. Yazar, ABD-Çin rekabetinin ticaret ve teknoloji alanında derinleşmesinin, küresel ekonomiyi iki kutuplu bir yapıya itebileceğini öne sürüyor. Bu durum, özellikle Asya ülkeleri için zorlu bir denge oyunu anlamına geliyor. Ayrıca, Avrupa'da enerji dönüşümünün getirdiği maliyetler ve Orta Doğu'daki istikrarsızlık, emtia fiyatları üzerinde yukarı yönlü risk oluşturuyor. Wolf, mevcut iyimser tablonun altında yatan bu tür kırılganlıkların göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. Ona göre, politika yapıcılar şansı zorlamaktan vazgeçmeli ve yapısal reformları hayata geçirmelidir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel ekonomideki gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Yüksek enflasyon ve cari açık gibi kronik sorunlar, Türkiye'yi küresel şoklara karşı daha kırılgan kılıyor. Wolf'un işaret ettiği küresel faiz artışları, Türkiye'nin dış finansman maliyetini yükseltirken, ihracat pazarlarındaki yavaşlama büyüme hedeflerini zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Rusya ve Ukrayna ile olan ticari ilişkileri, jeopolitik gerilimlerden olumsuz etkilenme riskini artırıyor. Öte yandan, enerji fiyatlarındaki düşüş Türkiye'nin enerji ithalat faturasını hafifleterek kısa vadede bir avantaj sağlayabilir. Ancak orta ve uzun vadede, yapısal reformların hayata geçirilmemesi Türkiye'nin kırılganlığını sürdürecektir.