ABD'nin Hiroşima'ya atom bombası atmasının üzerinden 81 yıl geçti; ancak dünya, o felaketin benzeri bir hatanın eşiğinde. Kurallara dayalı uluslararası düzenin çöküşü ve artan jeopolitik gerilimler, nükleer silahların tamamen yasaklanmasını her zamankinden daha acil hale getiriyor. Uzmanlar, 6 Ağustos 1945'te 140 bin kişinin ölümüne yol açan Hiroşima saldırısının yıl dönümünde, dünya liderlerini nükleer silahlanma yarışını sona erdirmeye çağırıyor.
Hiroşima'nın 81. Yılı: Nükleer Tehdit Yeniden Tırmanıyor
6 Ağustos 1945'te ABD'nin Hiroşima'ya attığı atom bombası, yaklaşık 140 bin kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. Üç gün sonra Nagazaki'ye atılan ikinci bomba ise 70 bin kişiyi öldürdü. Bu saldırılar, II. Dünya Savaşı'nı fiilen sona erdirdi, ancak insanlığa nükleer silahların yıkıcı gücünü hafızalara kazıdı.
Bu yılki yıl dönümü, dünya çapında artan nükleer gerilimlerle birlikte anılıyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, nükleer silah kullanma tehditlerini yeniden gündeme getirdi. Biden yönetimi, ABD'nin nükleer cephaneliğini modernize etme planlarını sürdürüyor. Çin ise nükleer başlık sayısını hızla artırıyor. Bu gelişmeler, nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla 2017'de imzalanan Birleşmiş Milletler Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması'nın (TPNW) önemini yeniden öne çıkarıyor.
Hiroşima Belediye Başkanı Kazumi Matsui, bu yılki barış anma töreninde yaptığı konuşmada, dünya liderlerinin nükleer silahsızlanma konusunda kararlı adımlar atması gerektiğini vurguladı. Matsui, ayrıca Orta Doğu'daki çatışmaların da bu tehdidi artırdığına dikkat çekti. Küresel ölçekte barışın korunması için liderlere 'nükleer silahların kullanımının bir seçenek bile olamayacağı' mesajını iletti.
Kurallara Dayalı Düzenin Erozyonu ve Güvenlik İkilemi
Kurallara dayalı uluslararası düzen, Soğuk Savaş sonrasında uluslararası toplumun güvenlik mimarisinin temelini oluşturuyordu. Ancak son yıllarda bu düzen, artan otoriterleşme, unilateralizm ve büyük güçler arasındaki rekabet nedeniyle aşınıyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali ve Çin'in bölgesel yayılmacı politikaları, uluslararası hukuk ve normların sınırlarını zorluyor.
Nükleer silahlar, bu ortamda caydırıcılık aracı olarak yeniden önem kazanıyor. Kuzey Kore'nin testleri, füze denemeleri ve İran'ın nükleer programı, bölgesel gerilimleri artırıyor. Nükleer silahlara sahip devletler, modernizasyon programlarıyla cephaneliklerini güçlendirirken, silahsızlanma müzakereleri ise neredeyse durma noktasına geldi.
Hiroşima ve Nagazaki'nin hayatta kalanları (hibakusha), barış eğitimi ve nükleer silahların kaldırılması için verdikleri mücadeleyi sürdürüyor. Onların tanıklıkları, nükleer felaketin gerçek boyutunu gözler önüne seriyor: radyasyonun uzun vadeli etkileri, kanser ve genetik hasarlar. Hibakushalar, yaşları ilerlese de dünya kamuoyunun bu konudaki hassasiyetini canlı tutmaya çalışıyor.
Küresel Güvenlikte Dönüm Noktası: Nükleer Silahların Yasaklanması
Mevcut konjonktürde, nükleer silahların tamamen yasaklanması hayali bir hedef olarak görülmeyebilir. Ancak uzmanlar, bu yöndeki çabaların sadece afet yardımı ve insani müdahale ile sınırlı kalamayacağını, köklü bir güvenlik mimarisi değişikliği gerektirdiğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde imzaya açılan TPNW, nükleer silahların ilk kez tamamen yasaklanmasını öngören bağlayıcı bir antlaşma olarak tarihe geçti. Ancak nükleer silah sahibi devletlerin hiçbiri bu antlaşmayı imzalamadı.
Nükleer silahların ekonomik ve çevresel maliyeti, aslında birçok ülkeyi caydırıcılık politikalarını yeniden gözden geçirmeye itiyor. Nükleer silahsızlanma, sadece güvenlik değil, aynı zamanda iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma açısından da kritik bir önem taşıyor. Dünya liderlerinin Hiroşima mesajını ve yaşanan lanetleri dikkate alarak, artık daha cesur ve gerçekçi adımlar atması bekleniyor.
Nükleer silahların yarattığı tehdidin yanı sıra, 'kullanma ihtimali' bile küresel belirsizlikleri artırıyor. Nükleer bir savaş ihtimali, insani felaketlerin yanı sıra iklim değişikliğine de yol açabilecek etkilere sahip. Örneğin, nükleer bir kış senaryosu, tarım üretimini çökertesebilir ve milyarlarca insanı açlığa mahkum edebilir. Bu nedenle, nükleer silahların yasaklanması sadece askeri bir mesele değil, aynı zamanda insanlığın geleceği ile ilgili bir varoluş meselesidir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, nükleer silahların yasaklanması konusunda aktif bir diplomatik rol oynamaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda TPNW'ye verilen desteğin önemli savunucularından olan Türkiye, NATO üyesi olarak nükleer paylaşım politikalarına dahil olmuş durumda. Bu çelişkili durum, Türkiye'nin güvenlik politikalarında hassas bir dengeyi yansıtıyor. Ancak uzmanlar, Türkiye'nin nükleer silahsızlanma konusundaki insani yaklaşımının, Orta Doğu ve Karadeniz bölgesinde istikrarın sağlanması için önemli bir diplomatik araç olabileceğini savunuyor. Türkiye'nin nükleer güvenlik müzakerelerindeki aktif rolü, hem Batı ittifakındaki konumunu koruması hem de bölgesel güvenlik dinamiklerinde belirleyici bir aktör olması açısından kritik önemde.