İlk duyulduğunda mantıklı gelebilir. Eski İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, görevdeyken "Küresel emisyonlardaki payımız yüzde 1'den az" diyerek iklim değişikliğiyle mücadelede ülkesinin çabalarının anlamsız olduğunu ima etmişti. Almanya eski Şansölyesi Angela Merkel de benzer bir mantıkla, Almanya'nın tek başına küresel ısınmayı durduramayacağını savunmuştu. Peki bu argüman gerçekten sağlam mı? Uzmanlar, bu tür ifadelerin tehlikeli bir yanılgı olduğunu söylüyor. Küresel iklim krizinde, hiçbir ülkenin katkısı "önemsiz" değil — hem etik hem de pratik nedenlerle.
Gelişmenin arka planı
Dünya genelinde sera gazı emisyonlarının büyük kısmı Çin, ABD, Hindistan, Rusya ve AB gibi büyük ekonomilerden kaynaklanıyor. Ancak Sunak'ın işaret ettiği gibi, İngiltere'nin payı gerçekten de yüzde 1 civarında. Bu veri, iklim eylemlerini ertelemek veya hafifletmek isteyen politikacılar için cazip bir bahane oluşturuyor. Oysa iklim bilimciler, emisyonların kümülatif etkisine dikkat çekiyor: Her ülkenin atmosfere saldığı karbon, sıcaklık artışına katkıda bulunuyor. Üstelik İngiltere gibi sanayileşmiş ülkeler, tarihsel olarak en fazla emisyonu salan ülkeler arasında. Dolayısıyla "küçük pay" argümanı, sorumluluktan kaçış olarak değerlendiriliyor.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre, en büyük 10 emisyon sahibi ülke, küresel emisyonların yaklaşık yüzde 70'inden sorumlu. Ancak geri kalan yüzde 30, onlarca ülkeye dağılmış durumda. Bu ülkelerin her biri, küresel hedeflere ulaşmak için harekete geçmek zorunda. Aksi halde Paris Anlaşması'nın 1.5 derece hedefi ulaşılmaz hale geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu tartışma, yalnızca İngiltere veya Almanya ile sınırlı değil. Avustralya, Kanada ve Japonya gibi ülkelerde de benzer söylemler duyuluyor. Oysa iklim değişikliğiyle mücadelede her ülkenin katkısı, küresel bir zincirin halkası gibi işliyor. Küçük ülkelerin emisyon azaltımları, büyük ülkelere örnek teşkil edebilir ve teknolojik yenilikleri teşvik edebilir. Örneğin Danimarka'nın rüzgar enerjisi yatırımları, maliyetleri düşürerek diğer ülkelerin de bu alana yönelmesini sağladı. Ayrıca, emisyonların yüzde 1'lik kısmı bile mutlak anlamda büyük miktarlara denk gelebilir. İngiltere'nin yıllık emisyonu yaklaşık 400 milyon ton CO2 — bu, birçok küçük ada devletinin toplam emisyonundan katbekat fazla.
Uzmanlar, iklim eylemlerinin sıfır toplamlı bir oyun olmadığını vurguluyor. Bir ülkenin çabası, başka bir ülkenin çabasını anlamsız kılmaz. Aksine, her ton karbon azaltımı, küresel ısınmayı yavaşlatır. Küçük ülkelerin de adil bir pay üstlenmesi, uluslararası iş birliğinin temelini oluşturuyor. Aksi takdirde, "ben yapmazsam başkası yapmaz" kısır döngüsü iklim felaketini kaçınılmaz kılabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, küresel emisyonlarda yaklaşık yüzde 1'lik paya sahip ve bu oranın artması bekleniyor. Bu nedenle "küçük pay" argümanı Türkiye için de geçerli olabilir. Ancak Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2021'de onaylayarak 2053 net sıfır hedefini belirledi. Bu taahhüt, uluslararası itibar ve ticari ilişkiler açısından kritik. AB'nin Sınırda Karbon Düzenlemesi (SKD) gibi mekanizmalar, emisyon azaltımlarını ihracat rekabeti için zorunlu kılıyor. Ayrıca Türkiye, iklim değişikliğinin etkilerini Akdeniz havzasında en yoğun hisseden ülkelerden biri; kuraklık, orman yangınları ve sel felaketleri giderek artıyor. Bu nedenle Türkiye'nin iklim eylemleri, hem küresel sorumluluk hem de ulusal çıkarlar açısından vazgeçilmez.