Küba'nın içinde bulunduğu derin ekonomik kriz, yalnızca ada ülkesinin kaderini değil, aynı zamanda ABD'nin küresel itibarını ve bölgesel istikrarı da etkileyecek boyutlara ulaşmış durumda. Ülkede elektrik kesintileri, temel gıda ve yakıt kuyrukları, neredeyse boş devlet marketleri ve sokaklarda biriken çöp dağları artık olağan manzaralar haline gelmiş durumda. Turist sayısındaki keskin düşüş, ekonominin can damarlarından birini kuruturken, Küba halkı her geçen gün daha da zorlaşan koşullarla mücadele ediyor. Uzmanlar, mevcut gidişatın bir çöküşle sonuçlanabileceğini ve bu durumda en büyük sorumluluğun, ambargoyu sıkılaştıran eski ABD Başkanı Donald Trump'a ait olduğunu belirtiyor.
Küba'daki krizin boyutları ve Trump politikalarının etkisi
Küba, tarihinin en ciddi ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. COVID-19 pandemisinin turizmi durdurması, ardından gelen sert ABD yaptırımları ve yıllardır süren verimsiz merkezi planlama, adayı çöküşün eşiğine getirdi. Son haftalarda Havana ve diğer büyük şehirlerde elektrik kesintileri günde 12 saatten fazla sürüyor; yakıt kıtlığı nedeniyle toplu taşıma fiilen durmuş durumda. Halk, ekmek ve diğer temel ihtiyaçlar için saatlerce sıra bekliyor. Devlet tarafından işletilen marketlerde pirinç, fasulye, yumurta gibi temel gıdaların bulunması artık olağanüstü bir durum. Sokak köşelerinde biriken çöpler, atık toplama hizmetlerinin çöküşünü gözler önüne seriyor. Yabancı ziyaretçi sayısı pandemi öncesine kıyasla yüzde 70'ten fazla azaldı; bu da ekonominin en önemli döviz kaynağının kuruması anlamına geliyor.
Bu krizin en önemli dış nedenlerinden biri, Trump döneminde uygulamaya konan ve Biden yönetiminin büyük ölçüde sürdürdüğü mütekabiliyet esaslı ambargo politikaları. Trump, Obama'nın Küba'ya yönelik açılım politikalarını tersine çevirmiş, seyahat kısıtlamalarını artırmış, Küba'ya para gönderimini (remesas) sınırlandırmış ve turizm yasağını genişletmişti. Bu politikalar, adanın zaten kırılgan olan ekonomisini daha da zora soktu. Uzmanlara göre, ambargonun hedefi olan rejim değişikliği gerçekleşmedi; ancak halkın acıları derinleşti.
Bölgesel ve küresel boyutu: Göç dalgası tehdidi ve Çin faktörü
Küba'nın çöküşü, sadece bir ada ülkesinin sorunu olmaktan çıkıp bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Tarihsel olarak, Küba'da yaşanan her büyük kriz, ABD'ye yönelik büyük bir göç dalgasını tetiklemiştir. 1980'deki Mariel Boatlift'te 125 bin, 1994'teki Balseros krizinde ise 37 bin Kübalı ABD'ye ulaşmıştı. Bugün, Florida Boğazı'nı geçmeye çalışan Kübalıların sayısı yeniden artıyor. ABD Sahil Güvenlik verilerine göre, 2023 mali yılında 300 binin üzerinde Kübalı ABD sınırında yakalandı. Tam bir çöküş, yüz binlerce kişinin denize açılmasına yol açabilir ve bu, ABD için insani ve güvenlik açısından yönetilmesi zor bir kriz yaratır. Ayrıca, Küba'nın Çin ve Rusya ile artan ilişkileri de ABD için endişe kaynağı. Çin, Küba'ya kredi ve altyapı yardımı sağlıyor; Rusya ise donanma varlığını artırıyor. Bir Küba çöküşü, bu ülkelerin nüfuzunu daha da artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile diplomatik ve ticari ilişkilerini geliştirme çabası içinde olan bir ülke. Özellikle Latin Amerika'ya yönelik dış politika açılımı kapsamında Küba ile iş birliği fırsatları değerlendiriliyor. Ancak Küba'nın çöküşü, Türkiye'nin bölgedeki ticari ortaklıklarını ve diplomatik dengelerini etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin olası bir Küba krizine müdahale etmek zorunda kalması, ABD'nin diğer bölgelerdeki (örneğin Doğu Akdeniz) angajmanını azaltabilir. Türkiye, bu tür bir gelişmede ABD ile ilişkilerinde yeni bir denge unsuru olarak Küba dosyasını kullanabilir mi sorusu da akıllarda. Ancak asıl önemli olan, Küba krizinin yaratacağı insani dram ve göç dalgasının Türkiye'ye doğrudan bir etkisi olmasa da, küresel istikrarsızlığa katkıda bulunmasıdır.