Körfez ülkeleri, İsrail ile Hamas arasındaki savaşın bir an önce bitmesini istiyor; ancak ateşkesin koşulları ve savaş sonrası Gazze'nin yönetimi konusunda ortak bir tutum belirleyemiyor. Arap devletlerinin bir kısmı, ABD'nin savaş hedefleriyle diğerlerine kıyasla daha fazla örtüşen bir görüşe sahip. Bu durum, bölgesel istikrarı tehdit eden çatışmanın sona erdirilmesine yönelik diplomatik çabaları zorlaştırıyor.
Körfez ülkeleri arasındaki görüş ayrılıkları
Körfez İşbirliği Konseyi'ne (KİK) üye ülkeler, savaşın sona erdirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olsa da izlenecek yol haritasında belirgin farklılıklar yaşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), ABD'nin ateşkes çabalarına destek verirken; Katar, Hamas ile olan ilişkileri nedeniyle daha farklı bir denge politikası izliyor. Kuveyt ve Umman ise daha temkinli bir yaklaşım sergileyerek, krizin bölgesel bir savaşa dönüşmemesi için arabuluculuk girişimlerini destekliyor.
Bir Cumhuriyetçi senatör yardımcısına göre, bazı Arap devletleri ABD'nin savaş misyonuyla diğerlerine kıyasla daha fazla aynı sayfada. Bu ifade, Washington'un müttefikleri arasında bile çatışmanın seyrine ilişkin tam bir mutabakat olmadığını gösteriyor. Suudi Arabistan, Filistin devletine verdiği desteği vurgularken; BAE, İran'ın bölgedeki nüfuzunu sınırlama konusuna öncelik veriyor. Bu farklı öncelikler, ortak bir açıklama yapılmasını ve kolektif bir baskı oluşturulmasını engelliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çatışma, yalnızca Gazze'deki insani krizi derinleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda Kızıldeniz'de Husilerin saldırıları nedeniyle küresel ticaret yollarını da tehdit ediyor. Körfez ülkeleri, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalardan ve bölgesel güvenlik risklerinden doğrudan etkileniyor. İran'ın bu süreçteki rolü, Tahran ile yakın bağları bulunan Katar ve Umman'ı zor durumda bırakıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın bölgeye yaptığı ziyaretler, Washington'un Arap müttefiklerini savaş sonrası planlara dahil etme çabasının bir parçası olarak görülüyor. Ancak Arap liderler, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını sürdürdüğü bir ortamda, savaş sonrası yönetim konusunda somut adımlar atmanın zorluğuna işaret ediyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuk girişimleri ise henüz kalıcı bir ateşkesle sonuçlanmadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Körfez ülkelerindeki bu görüş ayrılıklarını yakından izliyor. Ankara, İsrail-Hamas çatışmasının sona erdirilmesi için Filistin devletinin kurulması gerektiğini savunuyor ve bu konuda Katar ile benzer bir çizgide ilerliyor. Türkiye'nin diplomatik girişimleri, bölgesel istikrarın sağlanmasında kilit rol oynayabilir. Ancak Körfez ülkelerinin ABD ile olan yakın ilişkileri, Türkiye'nin etkisini sınırlayabilir. Yine de Ankara'nın mevcut konumu, hem Arap dünyasıyla hem de Batı ile diyalog kurabilme kapasitesi, çatışmanın çözümünde arabuluculuk rolünü güçlendirebilir. Türkiye'nin insani yardım çabaları ve Filistin davasına verdiği destek, bölgedeki nüfuzunu artıran unsurlar arasında.