Körfez bölgesinde devam eden savaş, ABD'nin en önemli iki Arap müttefiki olan Mısır ve Ürdün'ü derinden sarstı. Savaşın başlangıcında Mısır, koalisyon güçlerine katılacağını açıklarken, Ürdün tarafsız kalacağını ilan etmişti. Ancak gelişmeler, her iki ülkenin de verdikleri bu sözleri tutamadığını ve savaşın ekonomik, siyasi ve toplumsal yükünü ağır bir şekilde omuzlarında hissettiğini ortaya koydu. Bu durum, ABD'nin bölgedeki ittifak sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Tarafların Taahhütleri ve Yaşanan Hayal Kırıklıkları
Mısır, savaşın hemen başında ABD öncülüğündeki koalisyona askeri destek sözü vermişti. Ancak iç kamuoyundaki yoğun muhalefet ve ordunun isteksizliği nedeniyle Mısır, savaşa fiilen katılamadı. Bunun yerine, savaşın maliyetini karşılamak için ekonomik yardım taleplerinde bulundu. Ancak ABD, Mısır'ın bu taleplerine yeterince cevap veremedi; bu da iki ülke arasında soğukluğa neden oldu. Mısır, savaş nedeniyle Kızıldeniz'deki ticaret yollarının tehlikeye girmesi ve turizm gelirlerindeki düşüş nedeniyle ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı.
Ürdün ise tarafsızlık ilan etmesine rağmen, savaştan en çok etkilenen ülkelerden biri oldu. Ülke, Irak ve Suriye'den gelen mülteci akınıyla boğuşurken, savaş nedeniyle enerji maliyetleri hızla arttı. Ürdün'ün tarafsızlık politikası, hem ABD hem de bölge ülkeleri tarafından eleştirilirken, ülke içinde de hükümete yönelik hoşnutsuzluğu artırdı. Ürdün ekonomisi, savaşın başlamasından bu yana neredeyse çökme noktasına geldi; işsizlik oranları rekor seviyelere ulaştı.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar: ABD'nin Güvenilirliği Sorgulanıyor
Bu gelişmeler, ABD'nin Ortadoğu'daki geleneksel müttefikleri üzerindeki etkisinin azaldığını gösteriyor. Mısır ve Ürdün, uzun yıllardır ABD'nin bölgedeki en sadık ortakları olarak biliniyordu. Ancak savaş, bu ülkelerin ABD'nin garantilerine ne kadar güvenebileceğini sorgulamalarına yol açtı. Bölgesel düzeyde, bu durum Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi diğer müttefikleri de endişelendiriyor. Savaşın sona ermesinin ardından ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltacağı yönündeki sinyaller, bu ülkeleri alternatif güvenlik arayışlarına itiyor. Öte yandan, Çin ve Rusya'nın bölgede artan nüfuzu, ABD'nin bu zayıflamasını fırsata dönüştürmeye çalışıyor.
Küresel ölçekte ise Körfez'deki savaş, enerji piyasalarını istikrarsızlaştırarak dünya ekonomisini tehdit ediyor. Mısır ve Ürdün gibi gelişmekte olan ülkeler, artan gıda ve enerji fiyatları nedeniyle zor durumda kalırken, bu durum sosyal huzursuzlukları da beraberinde getiriyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), savaşın bölge ekonomilerine maliyetinin yüz milyarlarca doları bulabileceği uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Körfez'deki savaş, Türkiye'nin bölgedeki dengeleri yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Mısır ve Ürdün'ün zayıflaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji mücadelelerinde ve bölgesel nüfuz yarışında daha etkin bir rol üstlenmesi için bir fırsat penceresi açabilir. Ancak savaşın uzaması, Türkiye'nin ticaret yollarını ve enerji arz güvenliğini de olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin, ABD'nin zayıflayan ittifak sistemine alternatif olarak hem Rusya hem de Çin ile dengeli bir diplomatik ilişki sürdürmeye çalıştığı düşünülürse, bu süreçte bölgesel istikrarı koruma yönündeki çabalarının önemi artıyor. Türkiye'nin, savaştan etkilenen ülkelere insani yardım ulaştırma ve diplomasiyle çözüm arama konusundaki aktif tutumu, onu bölgede güvenilir bir aktör konumuna getirebilir.