Körfez Arap ülkelerinin yöneticileri, dış tehditler karşısında zayıf kaldıklarını gizlemek için halklarına yönelik baskıyı artırıyor. Ekonomik daralma, düşen petrol gelirleri ve bölgesel istikrarsızlık, bu otoriter rejimleri içe kapanmaya ve muhalefeti susturmaya itiyor. Son aylarda Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar'da muhaliflere, aktivistlere ve gazetecilere yönelik tutuklamaların sayısı belirgin şekilde arttı. Bu durum, söz konusu ülkelerin uluslararası alanda imaj tazeleme çabalarıyla çelişiyor.
Ekonomik Baskılar ve Siyasi Sonuçlar
Körfez monarşileri, uzun yıllar boyunca petrol zenginliğine dayalı bir sosyal sözleşme yürüttü: vatandaşlara yüksek refah sağlanırken siyasi özgürlükler kısıtlandı. Ancak 2014'ten bu yana petrol fiyatlarındaki dalgalanma ve 2020'deki Covid-19 salgını bu modeli sarstı. Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030 planı, petrole bağımlılığı azaltmayı hedefliyor ancak kemer sıkma önlemleri ve vergiler halk arasında hoşnutsuzluğa yol açıyor. BAE ise Dubai'deki gayrimenkul balonu ve turizme bağımlılık nedeniyle kırılgan bir yapı sergiliyor. Ekonomik darboğaz, yönetimlerin meşruiyetini sorgulatırken, baskı araçlarına daha sık başvurulmasına neden oluyor.
Özellikle Suudi Arabistan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın reformist imajına rağmen muhalefeti susturmakta kararlı. Cemal Kaşıkçı cinayeti sonrası uluslararası itibarı zedelenen ülke, içeride aktivistleri ve insan hakları savunucularını hedef alıyor. BAE ise kendisini bir teknoloji ve ticaret merkezi olarak tanıtırken, sivil toplum üzerindeki denetimi artırıyor. Katar, 2022 Dünya Kupası'nın ardından göçmen işçi hakları konusunda eleştirilere maruz kalırken, muhalif sesleri bastırmak için yasaları sıkılaştırıyor.
Bölgesel Güç Mücadelesi ve Baskının Meşrulaştırılması
Körfez ülkeleri, bölgesel bir güç mücadelesinin içinde. Suudi Arabistan ve BAE, Yemen'deki savaşta İran destekli Husilere karşı mücadele ediyor. Bu çatışma, tükenen hazineler ve artan askeri harcamalarla birlikte yöneticiler üzerinde baskı yaratıyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzu, Körfez ülkelerini bir tehdit olarak görmeye itiyor. Bu dış tehditler, yöneticilerin kendi halklarına yönelik baskıyı meşrulaştırmasına olanak tanıyor. “İstikrar” ve “güvenlik” söylemi altında, muhalefet terörizmle ilişkilendiriliyor ve sert önlemler alınıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Körfez'deki içe dönük baskı, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz mücadelesini doğrudan etkilemektedir. Suudi Arabistan ve BAE'nin, Mısır'ın Sisi rejimiyle yakınlaşması ve Doğu Akdeniz'deki enerji denklemleri, Türkiye'nin karşısına bir blok olarak çıkıyor. Bu ülkelerin kırılganlığı, Türkiye'nin Katar ve İran gibi aktörlerle ilişkilerini güçlendirmesine yol açabilir. Ayrıca, Körfez'de insan hakları ihlallerinin artması, Türkiye'nin diplomatik söyleminde bu konuları daha sık gündeme getirmesine neden olabilir. Ancak ekonomik bağlar ve yatırımlar, Türkiye'yi bir denge politikası izlemeye itiyor.