Körfez ülkeleri, ABD ile İran arasında varılan son anlaşmaya rağmen Tahran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla nüfuzunu ve askeri kapasitesini artırmaya devam edeceği endişesini taşıyor. Analistlere ve Batılı liderlere göre, İran'ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki milis gruplara verdiği destek, diplomatik mutabakatların ötesinde stratejik bir derinlik kazanmış durumda. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Cuma günü sona eren kısa Körfez turunda, bölge liderleriyle yaptığı görüşmelerde bu endişelerin ele alındığı belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı: Tahran'ın vekâlet savaşı stratejisi
İran, onlarca yıldır uyguladığı vekâlet savaşı stratejisiyle kendi sınırları dışında geniş bir etki alanı oluşturdu. Lübnan Hizbullah'ı, Suriye'de Beşşar Esed rejimini destekleyen Şii milisler, Irak'taki Haşdi Şabi güçleri ve Yemen'deki Husiler, Tahran'ın başlıca vekil unsurları olarak öne çıkıyor. Bu grupların çoğu, İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü tarafından eğitiliyor, finanse ediliyor ve silahlandırılıyor.
ABD ile İran arasında son dönemde imzalanan nükleer ve yaptırım anlaşmaları, Tahran'ın vekil güçler üzerindeki kontrolünü azaltmaya yönelik somut bir adım içermiyor. Tam aksine, bazı analistler anlaşmaların İran'a sağladığı ekonomik rahatlamanın, bu gruplara daha fazla kaynak aktarılmasına yol açabileceğini öngörüyor. Washington merkezli düşünce kuruluşlarından Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) uzmanları, İran'ın bölgesel milis ağını korumak ve hatta genişletmek için her fırsatı değerlendireceğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez'in güvenlik ikilemi
Körfez ülkeleri, İran'ın artan vekil güç faaliyetlerinden doğrudan tehdit algılıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yemen'de Husilerin İran tarafından desteklenen saldırılarına maruz kalırken, Bahreyn ve Kuveyt'te de İran yanlısı grupların istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri izleniyor. Marco Rubio'nun ziyareti sırasında bu ülkelerin liderleri, ABD'nin bölgede kalıcı bir askeri varlık göstermesi ve İran'ın vekil güçlerine yönelik daha sert yaptırımlar uygulaması talebini iletti.
Rubio, Körfez'den ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, ABD'nin İran'ın bölgesel faaliyetlerini yakından izlediğini ve gerektiğinde caydırıcı adımlar atılacağını belirtti. Ancak analistler, ABD'nin Orta Doğu'da askeri angajmanını azaltma eğiliminde olduğu bir dönemde, Körfez ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini artırma çabalarının hız kazandığını ifade ediyor. Bölgede İran'ın vekil güç stratejisine karşı bir güvenlik ikilemi yaşanırken, küresel enerji piyasaları da bu gelişmelerden etkileniyor. Petrol fiyatları, İran-ABD geriliminin tırmanması durumunda Körfez'den geçen enerji yollarının güvenliğine ilişkin endişelerle dalgalanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın vekil güçler yoluyla nüfuzunu genişletmesi, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Suriye ve Irak'ta İran destekli milislerin varlığı, Türkiye'nin bu ülkelerdeki güvenlik çıkarları ve PKK/YPG ile mücadelesi açısından stratejik bir denge unsuru oluşturuyor. Ayrıca, İran'ın Körfez ülkeleriyle yaşadığı gerilim, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve BAE ile son dönemde onarılan ilişkilerine yansıyabilir. Ankara, Tahran ile iş birliği alanlarını korurken, Körfez'le artan ekonomik ve diplomatik angajmanını da sürdürmek durumunda. Dolayısıyla, ABD-İran arasındaki anlaşmaların bölgesel güvenlik mimarisine etkisi, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor.