ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale kararlarında Kongre’nin savaş ilanı yetkisini hiçe sayması, Amerikan siyasetinde anayasal krizi derinleştiriyor. Kongre’nin 2019’da İran’a karşı savaş açma yetkisini reddeden oylamaya rağmen, Trump yönetiminin 2020’de General Kasım Süleymani’yi öldürmesi ve ardından İran’a yönelik askeri operasyonları sürdürmesi, yürütme erkinin yasama organını devre dışı bıraktığını gösteriyor. Just Security’de yayımlanan analize göre, Kongre’nin savaş yetkisini yeniden tesis etmek için başkanın savaş fonlarını kesmesi, yetki yasalarını iptal etmesi veya başkanı görevden alması gibi araçları bulunuyor. Ancak siyasi irade eksikliği ve parti disiplini, bu adımların atılmasını engelliyor.
Anayasal Savaş Yetkisi Krizi
ABD Anayasası, savaş ilan etme yetkisini münhasıran Kongre’ye verirken, başkana sadece askerî harekâtları yönetme yetkisi tanıyor. Ancak 1973 Savaş Yetkileri Yasası’ndan bu yana başkanlar, Kongre’nin onayı olmadan askerî güç kullanma eğiliminde. Trump yönetimi de bu geleneği sürdürerek, 2020’de Süleymani suikastı sonrası İran’a karşı çatışma riskini artırdı. Kongre, 2019’da İran’a yönelik askerî güç kullanımını reddeden bir karar tasarısını kabul etmişti. Fakat Trump bu kararı veto etti. Analistler, Kongre’nin bu vetoyu aşacak çoğunluğa sahip olmamasının, yürütmenin elini güçlendirdiğini belirtiyor. Ayrıca Trump’ın Afganistan ve Irak’tan çekilme kararlarında da Kongre’yi bypass etmesi, kurumsal dengelerin bozulduğunu gösteriyor.
Kongre’nin elindeki en güçlü araç, Peru ve Malezya’daki Kongre krizlerinde görüldüğü gibi, bütçe kesintisi. Savaş fonlarını bloke ederek başkanı askerî harekâtlardan vazgeçirebilir. Ancak bu yöntem, başkanın ulusal güvenlik retoriğiyle Kongre’yi kamuoyu önünde zor durumda bırakma riskini taşıyor. Diğer bir seçenek ise başkanın yetkilerini sınırlayan yeni yasalar çıkarmak; ancak bu da başkanın vetosuyla karşılaşacaktır. Son çare olarak, başkanın görevden alınması (impeachment) süreci, savaş yetkisinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla işletilebilir. Fakat bu süreç, siyasi kutuplaşma nedeniyle nadiren başarılı oluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran ve Orta Doğu’daki Dengeler
Trump’ın İran politikası, Orta Doğu’da istikrarı tehdit ediyor. 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından gelen “maksimum baskı” politikası, İran’ı uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırmaya itti. 2020’de Süleymani suikastı sonrası İran, ABD üslerine füze saldırıları düzenledi ve bölgesel milisler aracılığıyla ABD çıkarlarını hedef aldı. Bu gerilim, Irak’ta ABD varlığının sorgulanmasına ve Bağdat yönetiminin Washington ile Tahran arasında denge kurmaya çalışmasına yol açtı. Aynı zamanda Suudi Arabistan ve İsrail, ABD’nin İran karşısındaki duruşundan memnuniyet duyarken, Avrupalı müttefikler nükleer anlaşmanın kurtarılması için çaba gösteriyor.
Kongre’nin savaş yetkisini sınırlaması, sadece ABD iç siyasetini değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini de etkileyecektir. Eğer Kongre, başkanın İran’a yönelik askerî güç kullanmasını engelleyebilirse, bölgedeki gerilim azalabilir ve diplomasiye alan açılabilir. Ancak mevcut durumda Kongre’nin etkisiz kalması, Trump veya gelecekteki başkanların askerî maceralara girmesini kolaylaştırıyor. Bu durum, özellikle Afganistan ve Irak’taki çatışmaların tekrarlanma riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin İran politikasındaki bu anayasal kriz, Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran sınırında güvenlik riskleri, Irak’taki istikrarsızlık ve Suriye’deki dengeler nedeniyle hassas bir konumda. ABD’nin İran’a yönelik askerî hareketliliği, Türkiye’nin güney sınırında gerilimi artırabilir ve PKK/YPG gibi terör örgütlerine yeni alanlar açabilir. Ayrıca Türkiye, İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürürken, ABD yaptırımları nedeniyle sıkışabilir. Kongre’nin savaş yetkisini sınırlaması, bölgede daha öngörülebilir bir güvenlik ortamı yaratma potansiyeli taşısa da, mevcut siyasi tıkanıklık Türkiye’nin dış politikasını zorluyor. Ankara, hem ABD ile ittifak ilişkisini korumak hem de İran’la komşuluk dengelerini sürdürmek için temkinli bir denge politikası izlemek zorunda.