Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DRC) doğusunda hızla yayılan Ebola salgını, Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından ülkedeki on yıllardır süren kalkınma başarısızlığının bir yansıması olarak değerlendirildi. ICRC'nin DRC delegasyon başkanı, sağlık, su, elektrik ve eğitim hizmetlerinin yokluğunun, halkı sadece Ebola'ya değil, aynı zamanda son yıllarda maymun çiçeği (mpox) ve kolera gibi salgınlara karşı da savunmasız bıraktığını belirtti. Son haftalarda Kuzey Kivu eyaletinde tespit edilen yeni Ebola vakaları, 2018-2020 yılları arasında 2.200'den fazla kişinin ölümüne neden olan büyük salgının ardından bölgede hâlâ kalıcı bir sağlık sisteminin kurulamadığını gösteriyor.
Altyapı çöküşü ve kronik krizler
Kongo'nun doğusu, yıllardır silahlı çatışmalar, siyasi istikrarsızlık ve yoksullukla boğuşuyor. ICRC yetkilileri, bölgede temel sağlık hizmetlerine erişimin neredeyse imkânsız olduğunu, hastanelerin yetersiz kaldığını ve sağlık çalışanlarının güvenlik riskleri altında çalıştığını vurguluyor. Su ve sanitasyon altyapısının olmayışı, Ebola gibi temas yoluyla bulaşan hastalıkların kontrolünü daha da zorlaştırıyor. Elektrik kesintileri, aşıların soğuk zincirinin korunmasını engelliyor. Eğitim seviyesinin düşük olması ise halkın hijyen ve korunma yöntemleri konusunda bilinçlendirilmesini güçleştiriyor. Bu çok boyutlu kriz, insani yardım kuruluşlarının müdahalesini sınırlıyor.
Kızılhaç'ın açıklamaları, uluslararası toplumun acil durumlara müdahale etmek yerine uzun vadeli kalkınma yatırımlarına yönelmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Salgınların sıklaşması, iklim değişikliği, nüfus hareketleri ve çatışmalar gibi faktörlerle birleşerek daha karmaşık hale geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgını sadece Kongo için değil, komşu ülkeler için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uganda, Ruanda ve Burundi gibi sınır komşuları, virüsün sınır ötesi yayılma riskiyle karşı karşıya. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bölge ülkelerinin sınır kontrollerini artırmalarını ve hızlı müdahale ekiplerini hazır tutmalarını tavsiye ediyor. Küresel ölçekte ise, 2014-2016 Batı Afrika salgınında görüldüğü gibi, Ebola uluslararası bir krize dönüşme potansiyeline sahip. Ancak şu anda mevcut aşılar ve tedavi yöntemleri sayesinde ölüm oranı düşürülebilse de, kısıtlı kaynaklar ve lojistik zorluklar müdahaleyi engelliyor.
ICRC, salgının kontrol altına alınması için ivedi olarak 10 milyon dolar ek fon talep ediyor. Ancak uzun vadede, sağlık sistemlerinin güçlendirilmesi, temiz suya erişim ve eğitim gibi yapısal reformlar olmadıkça, benzer salgınların tekrarlanacağı uyarısı yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesinde insani yardım ve kalkınma projeleri yürüten önemli bir aktör. Kongo'daki Ebola salgını, Türkiye'nin bölgedeki sağlık altyapısını destekleme çabaları açısından bir fırsat penceresi sunuyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Sağlık Bakanlığı, daha önce Ebola ile mücadelede ekipman ve eğitim desteği sağlamıştı. Bu tür salgınlar, Türkiye'nin yumuşak gücünü artırabileceği gibi, Afrika ülkeleriyle ticari ve diplomatik ilişkilerini de derinleştirebilir. Ayrıca, salgınların küresel sağlık güvenliğine etkisi nedeniyle, Türkiye'nin uluslararası iş birliği mekanizmalarındaki rolü daha da önem kazanıyor.