Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (KDC) doğusunda sağlık çalışanlarına yönelik artan saldırılar, Ebola virüsünün 'üstel' bir hızla yayılmasına karşı yürütülen uluslararası müdahaleyi ciddi şekilde sekteye uğratıyor. Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin (ICRC) uyarıları, bölgedeki güvenlik durumunun sağlık ekiplerinin çalışmalarını neredeyse imkânsız hale getirdiğini gözler önüne seriyor.
Gelişmenin arka planı
KDC'nin Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde 2018'den bu yana devam eden Ebola salgını, son haftalarda yeniden ivme kazandı. DSÖ verilerine göre, sadece son bir ayda 100'den fazla yeni vaka kaydedildi; bu sayı, salgının kontrol altına alındığı dönemlere kıyasla belirgin bir artışa işaret ediyor. BM Genel Sekreteri António Guterres, yaptığı yazılı açıklamada, sağlık çalışanlarının hedef alınmasının 'kabul edilemez' olduğunu vurguladı ve tüm taraflara ateşkes çağrısında bulundu.
Saldırıların çoğu, bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplar tarafından gerçekleştiriliyor. Bu gruplar, sağlık ekiplerinin bölgeye getirdiği yabancı etkisi ve aşı kampanyalarına karşı yerel halkı kışkırtıyor. Geçtiğimiz hafta Beni kentinde bir sağlık merkezine düzenlenen silahlı baskında iki hemşire hayatını kaybetti, bir doktor ise ağır yaralandı. KDC Sağlık Bakanlığı, bu yıl içinde sağlık çalışanlarına yönelik en az 42 ayrı saldırı kaydedildiğini bildirdi.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin bölge başkanı Jean-Pierre Lacroix, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, 'Sağlık çalışanları canlarını hiçe sayarak görev yapıyor; ancak her geçen gün daha fazla risk altındalar. Bu saldırılar yalnızca bireyleri değil, tüm toplumun sağlık hizmetlerine erişimini tehdit ediyor' ifadelerini kullandı. Lacroix, tüm silahlı gruplara sağlık personeline dokunulmazlık tanınması çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgını yalnızca KDC sınırları içinde kalmıyor; komşu ülkelere de yayılma riski taşıyor. Uganda, Ruanda ve Güney Sudan, sınır bölgelerinde alarm seviyesini yükseltti. BM, salgının kontrol altına alınamaması durumunda bölgesel bir krize dönüşebileceği konusunda uyarıyor. Afrika Birliği, kıtalar arası dayanışma çerçevesinde KDC'ye ek sağlık ekipleri ve tıbbi malzeme gönderilmesi için seferberlik başlattı.
Öte yandan, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Ebola'ya karşı geliştirilen aşının etkinliğinin yüksek olduğunu ancak aşılama kampanyalarının güvenlik nedeniyle kesintiye uğradığını belirtiyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, 'Aşı stoklarımız yeterli; ancak bu aşıları insanlara ulaştıramazsak salgını durdurmamız mümkün değil' dedi.
Uzmanlar, salgının 'üstel' yayılımının asıl nedeninin sağlık hizmetlerine erişimin kesintiye uğraması olduğunu vurguluyor. İnsanlar, saldırı korkusuyla sağlık merkezlerine başvurmaktan çekiniyor; bu da virüsün toplum içinde sessizce yayılmasına yol açıyor. Bölgedeki insani yardım kuruluşları, durumun 'felaket boyutuna ulaşabileceği' konusunda hemfikir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin KDC ile doğrudan bir sınır komşuluğu bulunmasa da, Afrika'daki insani krizler ve sağlık tehditleri Türkiye'nin dış politikasında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye, son yıllarda Afrika'da sağlık altyapısının güçlendirilmesine yönelik projelere destek veriyor; bu bağlamda Ebola ile mücadele de Türkiye'nin insani diplomasi anlayışıyla örtüşüyor. Ayrıca, bölgedeki istikrarsızlığın uluslararası güvenlik ve göç hareketleri üzerindeki etkileri, Türkiye'nin güvenlik çıkarları açısından da izlenmesi gereken bir gelişmedir. Türk Kızılay ve AFAD gibi kurumların bu tür krizlere müdahale kapasitesi, ilerleyen dönemde KDC'ye yönelik destek mekanizmalarının devreye alınmasında etkili olabilir.