Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DRC) doğusunda, Ebola virüsünün yayılmasını durdurmak için canlarını ortaya koyan bir grup gönüllü, cesetleri güvenli bir şekilde defnediyor. Ancak bu kahramanca çaba, her zaman takdirle karşılanmıyor. Halk arasında yaygın olan yanlış bilgiler ve derin güvensizlik, bu ekipleri sadece virüsün kendisinden değil, aynı zamanda öfkeli toplulukların saldırılarından da korunmaya zorluyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yetkilileri, mevcut salgının tarihteki en büyük ikinci Ebola salgını olabileceği uyarısında bulunuyor.
Güvenli Definler: Salgınla Mücadelede Kritik Bir Halka
Ebola virüsü, ölen bir kişinin vücudunda hâlâ aktif kalabiliyor. Ancak Kongo'da geleneksel cenaze ritüelleri, sevdiklerine son bir kez dokunmayı ve yıkamayı içeriyor — bu da virüsün bulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) tarafından eğitilen ekipler, cesetleri klorlu suyla yıkayıp özel torbalara koyarak hızlı ve hijyenik bir şekilde defnediyor. Ancak bu müdahale, toplum tarafından sık sık saygısızlık olarak algılanıyor.
Gönüllüler, yüzlerce kilometre yol kat ederek ücra köylere ulaşıyor. Her defin işlemi, potansiyel bir enfeksiyon riski taşıyor. Özellikle kişisel koruyucu ekipmanların (PPE) yetersiz olduğu durumlarda, ekipler virüse maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Bunun yanı sıra, topluluk üyeleri bazen ekiplere taş ve sopalarla saldırıyor; hatta bazı durumlarda defin ekibi üyeleri tehdit ediliyor. Kongo Kızılhaçı'na göre, yalnızca geçen ay içinde iki gönüllü hayatını kaybetti.
Yanlış Bilgi ve Şiddet Döngüsü
Ebola'nın yayılmasını önlemek için alınan tedbirler, halk arasında komplo teorilerine yol açıyor. Bazıları, salgının Batılı güçler tarafından kasten yayıldığına inanıyor. Diğerleri ise gönüllülerin virüsü kendilerine bulaştırmak için geldiğini düşünüyor. Bu derin güvensizlik, sağlık ekiplerinin çalışmasını neredeyse imkânsız hâle getiriyor. Geçen yıl, Beni şehrinde bir Ebola tedavi merkezine düzenlenen saldırıda bir doktor hayatını kaybetmişti.
Bölgedeki yüksek hareketlilik, salgının hızla yayılmasına katkıda bulunuyor. DRC'nin doğusu, Uganda ve Ruanda sınırına komşu; ticaret ve sınır ötesi akrabalık bağları, virüsün ülke dışına sıçraması riskini artırıyor. WHO, salgını kontrol altına almak için milyonlarca dolar harcamış olsa da, fon yetersizliği ve lojistik zorluklar mücadeleyi yavaşlatıyor. Gönüllüler ise genellikle düşük ücretlerle veya hiçbir maddi karşılık beklemeden çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu haberin Türkiye'ye doğrudan bir etkisi bulunmasa da, küresel sağlık güvenliği açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Ebola gibi bulaşıcı hastalıkların sınır tanımayan yapısı, uluslararası iş birliğinin ne denli kritik olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye, Sahra Altı Afrika'da insani yardım ve sağlık altyapısı projeleri yürüten bir ülke olarak, bu tür salgınlarla mücadelede deneyim kazanabilir. Ayrıca, DRC gibi kriz bölgelerinde görev yapan Türk sağlık ekipleri, benzer güvenlik riskleriyle karşılaşabilecekleri için alınması gereken önlemler konusunda dikkatli olmalıdır. Küresel salgın yönetimi, Türkiye'nin dış politikasında sağlık diplomasisini güçlendirme adına bir fırsat alanı olarak değerlendirilebilir.