Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (KDC) devam eden Ebola salgınında ölü sayısı 3 bini aştı. Hükümetin Çarşamba günü açıkladığı verilere göre, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) salgını küresel bir halk sağlığı acil durumu olarak ilan etmesinden bu yana geçen sürede doğrulanmış 6 bin 186 vaka tespit edildi ve bunların 3 bin 7'si ölümle sonuçlandı. Salgının ilk olarak Ağustos 2018'de doğudaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde görülmesi, ülkenin daha önce yaşadığı hiçbir Ebola salgınıyla kıyaslanamayacak kadar hızlı bir yayılımı beraberinde getirdi.
Gelişmenin arka planı
Kongo'nun doğusundaki bu bölge, onlarca yıldır aktif çatışmalara sahne oluyor. Silahlı grupların varlığı, sağlık ekiplerinin bölgeye erişimini engelliyor. Salgınla mücadele eden sağlık çalışanları, zaman zaman silahlı saldırıların hedefi oluyor. Geçtiğimiz yıl iki sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Güvenlik güçleri ve uluslararası kuruluşlar, aşı ve tedavi çalışmalarına rağmen bu zorlu koşullarda virüsü kontrol altına almakta güçlük çekiyor.
DSÖ'nün onayladığı Ebola aşısı, bu salgında yaklaşık 300 bin kişiye uygulandı. Ancak toplumun bir kesimi, aşıya ve sağlık ekiplerine karşı güvensizlik taşıyor; halkın bir kısmı, yabancıların hastalığı yaydığı yönünde yanlış bilgilere inanıyor. Bu da aşı kampanyalarını sekteye uğratıyor. Uzmanlar, güvenlik sorunları ve toplumsal direncin salgının kontrol altına alınmasını geciktirdiğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Ebola salgını yalnızca Kongo'yu tehdit etmiyor. Komşu Uganda, Ruanda ve Güney Sudan da yüksek risk altında. Uganda'da geçen aylarda sınırı geçen bazı kişilerde Ebola tespit edilmiş, ancak hızlı müdahale ile yayılımı engellenmişti. Salgının, bölgesel ve küresel sağlık güvenliği açısından taşıdığı risk nedeniyle DSÖ, Temmuz ayında bunu 'uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumu' ilan etti. Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlar, Kongo'ya mali ve lojistik destek sağlıyor. Ancak mali kaynaklar tükenirken salgınla mücadele uzadıkça uluslararası toplumun ilgisinde yorgunluk yaşanabileceği endişesi var.
Öte yandan, Ebola'nın yanı sıra COVID-19 salgını ve diğer hastalıklar, kıtanın sağlık sistemleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, salgınla mücadelede sınır ötesi iş birliğinin önemine dikkat çekiyor. Doğu Afrika'da ticaret ve insan hareketliliği, virüsün yayılma riskini artıran faktörler arasında gösteriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kongo'daki Ebola salgınının Türkiye'ye doğrudan yansıması sınırlı olsa da, küresel halk sağlığı tehditleri, Türkiye'nin uluslararası iş birliği ve kalkınma yardımları açısından önem taşıyor. Türkiye, Afrika kıtasında sağlık altyapısının güçlendirilmesine yönelik projelere destek veriyor. TİKA ve diğer kurumlar aracılığıyla yürütülen sağlık programları, bu tür salgınlarla mücadelede kapasite artışına katkı sağlıyor. Ayrıca, Türkiye'nin DSÖ ile koordinasyonu, salgın hastalıkların küresel etkileri karşısında önleyici politikalar geliştirmesine olanak tanıyor. Bölgesel istikrarsızlık, göç hareketleri ve güvenlik riskleri, Türkiye'nin Afrika'daki çıkar alanlarını etkileyebileceği için bu salgının kontrol altına alınması, Ankara'nın kıtadaki ekonomik ve diplomatik angajmanları için de dolaylı bir önem taşıyor.