Londra'nın en eski hastanesi St Bartholomew's (St Barts), köle ticaretiyle servet kazanmış bağışçılar tarafından finanse edilen kurumlar arasında yer alıyor. Hastanenin Kuzey Kanadı'ndaki Büyük Salon'da, hastaneye adını veren havarinin ve Kral Henry VIII'in görkemli portrelerinin yanı sıra, servetlerini Atlantik köle ticaretine borçlu olan isimlerin de portreleri asılı. Bu durum, Birleşik Krallık'taki birçok kurumun sömürgeci geçmişle bağlantılı bağışlarla ayakta kaldığını gözler önüne seriyor.
Kurumun Tarihi ve Köle Ticareti Bağlantıları
St Bartholomew's Hastanesi, 1123 yılında kurulmuş olup, Londra'nın en eski hastanesi unvanını taşıyor. Hastanenin kuruluşu ve gelişimi boyunca birçok zengin hayırsever tarafından desteklendi. Ancak bu hayırseverlerin bir kısmının servetleri, 17. ve 18. yüzyıllarda milyonlarca Afrikalıyı köleleştiren transatlantik köle ticaretinden geliyordu. Örneğin, hastanenin bağışçıları arasında yer alan bazı tüccarlar, Kraliyet Afrika Şirketi'nin hissedarlarıydı veya köle gemilerine yatırım yapmıştı. Bu kişilerin bağışları, hastanenin binalarının inşası, tıbbi ekipman alımı ve personel maaşlarının ödenmesinde kullanıldı.
St Barts'ın yanı sıra, İngiltere'deki birçok üniversite, müze, kilise ve hayır kurumu da benzer şekilde köle ticaretinden kazanç sağlayan kişiler tarafından finanse edildi. Örneğin, Oxford ve Cambridge üniversiteleri, British Museum ve bazı büyük kiliseler, bu tür bağışlarla zenginleşti. Son yıllarda artan araştırmalar, bu kurumların sömürgeci geçmişle olan bağlarını ortaya koyuyor ve kamuoyunda bu konuda farkındalık oluşuyor.
Hastanenin Büyük Salonu'nda sergilenen portreler arasında, 18. yüzyılda yaşamış ve köle ticaretiyle uğraşan bir tüccar olan William Waddilove'un portresi de bulunuyor. Waddilove, aynı zamanda hastanenin önemli bir bağışçısıydı. Benzer şekilde, başka bir bağışçı olan Sir John Leman, köle ticaretinden kazandığı servetiyle hastaneye önemli miktarda bağışta bulunmuştu. Bu isimler, dönemin ekonomik ve sosyal yapısında önemli rol oynamış olsalar da, servetlerinin kaynağı bugün etik tartışmalara yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu haber, Birleşik Krallık'ta ve genel olarak Batı dünyasında sömürgecilik ve köle ticareti mirasının kurumlar üzerindeki etkilerinin yeniden değerlendirilmesi sürecinin bir parçası. Son yıllarda, birçok ülkede kurumlar geçmişlerini araştırıp özür dileme ve tazminat ödeme yollarını arıyor. Örneğin, 2020'de Oxford Üniversitesi, Oriel College'da Cecil Rhodes heykelinin kaldırılması tartışmaları yaşanmıştı. Benzer şekilde, Bristol'da köle tüccarı Edward Colston'un heykeli protestocular tarafından yıkılmıştı. Bu gelişmeler, toplumların tarihle yüzleşme çabalarının bir yansıması.
Küresel ölçekte ise, köle ticareti ve sömürgecilik, Afrika, Karayipler ve Amerika kıtasındaki toplumlar üzerinde derin izler bıraktı. Transatlantik köle ticareti sırasında yaklaşık 12 milyon Afrikalı zorla yerinden edildi ve köle olarak satıldı. Bu süreç, modern ırkçılık, eşitsizlik ve yoksulluğun temel nedenlerinden biri olarak görülüyor. Batılı kurumların bu mirastan sorumlu tutulması, uluslararası ilişkilerde de zaman zaman gündeme geliyor. Örneğin, Karayip ülkeleri, eski sömürgeci ülkelerden kölelik tazminatı talep ediyor.
St Barts özelinde ise, hastanenin yönetimi henüz resmi bir açıklama yapmadı. Ancak hastane, geçmişini araştırmak ve bağışçılarının köle ticaretiyle bağlantılarını ortaya koymak için bir komisyon kurabilir. Bu tür adımlar, kurumların itibarını koruması ve toplumsal taleplere yanıt vermesi açısından önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
St Barts Hastanesi'nin köle ticaretiyle bağlantılı bağışçılar tarafından finanse edilmesi, doğrudan Türkiye'yi ilgilendiren bir gelişme olmasa da, sömürgecilik ve köle ticareti mirasının küresel düzeyde yeniden tartışılması, Türkiye'nin de içinde yer aldığı uluslararası toplum için önemli dersler içeriyor. Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu döneminde köle ticaretiyle ilişkili olmuş ancak bu konu bugün kamuoyunda yeterince tartışılmıyor. Batı'daki bu tür yüzleşme süreçleri, Türkiye'nin de kendi tarihiyle yüzleşmesi ve kurumlarının şeffaflığı konusunda ilham verici olabilir. Ayrıca, bu tartışmalar, Türkiye'nin Afrika ve Karayipler ile ilişkilerinde tarihsel sorumlulukları gündeme getirme potansiyeli taşıyor. Türkiye, son yıllarda Afrika'da artan etkisiyle, sömürgecilik karşıtı söylemi güçlendirebilir ve bu konuda uluslararası platformlarda aktif rol alabilir.