Mississippi Başsavcısı, Kohen Wiley'nin ölümüyle sonuçlanan olayda polis memurunun güç kullanımının “haklı” olduğunu açıkladı. Başsavcılık, memurun araca ateş açmasının yasal çerçevede değerlendirildiğini belirtirken, Wiley ailesinin avukatı olay anına ilişkin tüm görüntülerin derhal yayınlanmasını talep ediyor. Karar, ABD'de kolluk kuvvetlerinin güç kullanımı ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Olayın arka planı ve hukuki süreç
Kohen Wiley'nin ölümü, Mississippi'de bir polis memurunun araca ateş açması sonucu meydana geldi. Başsavcılık, olayla ilgili incelemenin tamamlandığını ve memurun eyleminin yürürlükteki yasalar kapsamında “haklı” olduğunu duyurdu. Açıklamada, memurun görev başında olduğu ve olay anında kendisini tehdit altında hissettiği yönünde değerlendirme yapıldığı öğrenildi. Ancak savcılık, delillerin kamuoyuyla paylaşılması konusunda henüz bir taahhütte bulunmadı.
Wiley ailesinin avukatı, müvekkillerinin acısını hafifletmek ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için olay anına ait tüm kamera kayıtlarının, telsiz konuşmalarının ve raporların şeffaf biçimde açıklanması gerektiğini savunuyor. Avukat, aksi halde kararın kamuoyunda güvensizlik yaratacağını ve ailenin adalet arayışının süreceğini ifade etti. Hukuk uzmanları, Mississippi yasalarında savcılığın takdir yetkisinin geniş olduğunu, ancak kamuoyu baskısının görüntülerin açıklanmasını hızlandırabileceğini belirtiyor.
Olayın ardından bölgede protestolar düzenlenmiş, sivil toplum kuruluşları polis şiddetine karşı daha fazla şeffaflık çağrısı yapmıştı. Başsavcılığın kararı, özellikle son yıllarda ABD'de tartışılan polis reformu ve ırksal adalet konularında yeni bir emsal oluşturup oluşturmayacağı sorusunu gündeme getirdi.
ABD'de polis şiddeti ve hesap verebilirlik tartışması
ABD'de kolluk kuvvetlerinin ölümcül güç kullanımı, son on yılda geniş çaplı tartışmaların odağında. 2020'de George Floyd'un öldürülmesiyle başlayan protestolar, polis teşkilatlarının reforme edilmesi ve hesap verebilirliğin artırılması yönünde çağrıları beraberinde getirmişti. Mississippi olayı, benzer vakalarda savcılıkların “haklı” kararlarının ne kadar sorgulanabilir olduğunu gösteriyor.
Başsavcılığın kararı, yerel yönetimler ve federal yetkililer arasında farklı tepkilere yol açabilir. Adalet Bakanlığı'nın olaya ilişkin bağımsız bir soruşturma başlatıp başlatmayacağı ise belirsizliğini koruyor. Sivil haklar örgütleri, kararın ardından ailenin avukatının talebini destekleyerek görüntülerin yayınlanmasının “adaletin tecellisi için elzem” olduğunu vurguluyor.
Öte yandan, polis sendikaları memurun yasalara uygun davrandığını savunurken, olayın kamuoyunda yaratacağı infialin önlenmesi için yetkililere sağduyu çağrısı yapıyor. Mississippi'deki yerel basın, kararın ardından aileye taziye mesajları iletildiğini ancak protestoların sürebileceğini aktarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmemekle birlikte, küresel ölçekte kolluk kuvvetlerinin hesap verebilirliği ve şeffaflık ilkeleri açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, son yıllarda güvenlik güçlerinin yetkileri ve denetimi konusunda ABD ile benzer tartışmaları yaşamamış olsa da, uluslararası insan hakları normlarına uyum sürecinde bu tür vakaları yakından takip ediyor. Ayrıca ABD'deki iç tartışmalar, NATO müttefikliği çerçevesinde Türkiye'nin ABD ile yürüttüğü güvenlik iş birliğini dolaylı olarak etkileyebilir. Zira ABD'de polis reformu ve ırksal adalet konularındaki istikrarsızlık, Washington'un dış politika gündemini de şekillendirebilir.